Birçok ağaç fırtına tarafından yıkıldı.Many trees were blown down by the storm.
Lafı ağzında geveleme ve bize gerçekten ne düşündüğünü söyle.Stop beating around the bush and tell us what you really think.
Yan tarafımda hafif bir ağrı var.I have a slight pain in my side.
Kolumda bir ağrı var.I have an ache in my arm.
İsviçre çikolatası ağzınızda gerçekten erir.Swiss chocolate really melts in your mouth.
O kız ağaçlara tırmanmayı seviyordu.That girl loved climbing trees.
Şu ağaçta yetişen tüm mangolara bak.Look at all the mangoes growing on that tree.
Ağır vakalarda çatlaklar oluşabilir ya da kırılabilir.In severe cases, cracks can form or it can snap apart.
Sigara içerdim.Oldukça ağır bir tiryakiydim.I used to smoke. I was quite a heavy smoker.
Ağustosta kız arkadaşımla birlikte Japonya'ya gideceğim.I'm going to Japan with my girlfriend in August.
Ağustosta kız arkadaşımla birlikte Japonya'ya gidiyorum.I'm going to Japan with my girlfriend in August.
Onun arabası bir ağaca çarptı.His car ran into a tree.
Ahmet çocukken, yüksek ağaçlara tırmanabiliyordu.When Ahmad was a boy, he could climb tall trees.
Birden kalbim ağrıyor.Suddenly my heart hurts.
O, ağaçtan indi.He climbed down from the tree.
Kız kardeşim sık sık ağlar.My sister often cries.
Niçin ağlıyorsun, tatlım?What are you crying about, sweetheart?
O, ağustosta Paris'e gideceğini söyledi.She said she will go to Paris in August.
O, cevap verdiğinde ağlıyordu.She was crying as she answered.
Haberi duyduğunda ağladı.She cried when she heard the news.
O için için ağladı.She wept bitterly.
O acı acı ağladıShe cried bitterly.
O, mektubu okurken ağladı.She cried as she read the letter.
O, odasında ağlıyordu.She was crying in her room.
Odasında ağlıyordu.She was crying in her room.
Soğuğa karşı korunmak için ağır bir palto giyiyordu.She was wearing a heavy coat to protect against the chill.
Onun ağladığını unutmaya çalıştım.I tried to forget that she had cried.
Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
Yaklaşık bir düzine ağaç kısa sürede dikilmişti.About a dozen trees had soon been planted.
Bu öğrencileri düşündüğümde başım ağrıyor.When I think about those students, it gives me a headache.
O benim ağabeyimden üç yaş daha genç.He's three years younger than my older brother.
Örümcekler örümcek ağı yapmayı severler.Spiders like to build spiderwebs.
Maymun ağaçtan düştü.The monkey fell from the tree.
Nerede ağrın var?Where do you have pain?
Ağrı nerede?Where is the pain?
Ağaçlar çok nadirdi.The trees were very scarce.
Ben, bu elmaları topladığın ağaçları görmek istiyorum.I should like to see the trees from which you picked these apples.
Bahçeme elma ağacı diktim.I planted an apple tree in my garden.
Bütün gündür balık avlıyor olduğum için sırtım ağrıyor.My back hurts because I've been fishing all day.
Ben o oyunu görünce, her zaman ağlarım.When I see that play, I always cry.
Ağabeyinin oldukça iyi olduğunu biliyorum.I know your older brother quite well.
Ben kolayca ağlamam.I don't cry easily.
Ben ağladım ve ben inandım.I wept and I believed.
Yaşlı bir adam ağacın gölgesinde dinleniyordu.An old man was resting in the shade of the tree.
Ağabeyim bizim için bütün hazırlığı yaptı.My older brother did all the preparation for us.
Ağabeyim bizim için tüm hazırlıklarını yaptı.My older brother made all the preparations for us.
Gözlerim ağrıyor.My eyes hurt.
Boğazım ağrıyor.I have a sore throat.
O sadece babasının mezarından önce sürekli ağladı.She simply wept a river of tears before her father's grave.
Ağaç her an düşmeye hazırdı.The tree was ready to fall at any moment.
Jack 10 Ağustos'ta doğdu.Jack was born on August the tenth.
Ateşin var mı ve boğazın ağrıyor mu?Do you have temperature and your throat hurts?
O, protesto etmek için ağzını açmadı.He didn't open his mouth to protest.
Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.He hurt his arm lifting so much weight.
O yetmiş kilo ağırlığında.He weighs 70 kilos.
Onun başı ağrıyor.He's got a headache.
Onun kitapları daha ağır.His books are heavier.
Bu kitap o kitap kadar ağır değildir.This book isn't as heavy as that book.
Ben ağaçtan uzağım.I am far from the tree.
Sırtımda bir ağrı hissediyorum.I feel a pain in my back.