Kuşlar ağaçların arasında ötüşüyorlardı.Birds were singing among the trees.
Kuşlar ağaçlarda ötüyor.The birds are singing in the trees.
Kuşlar, yuvalarını ağaçlara yaparlar.Birds make their nests in trees.
Bir ağrı kesicin var mı?Do you have a pain reliever?
Tom artık ağrıya dayanamadı.He could no longer stand the pain.
Ağrı onun dayanabileceğinden daha fazlaydı, bu yüzden o bir ilaç aldı.The pain was more than he could bear, so he took some medicine.
Ağrı daha da kötüleşmektedir.The pain is getting worse.
Bu ağrıya dayanamıyorum.I can't stand this pain.
Ağrıya katlanmalısın.You must endure the pain.
Herhangi bir ağrın var mı?Do you have any pain?
Lütfen bana ağrı kesecek bir şey ver.Please give me something to kill the pain.
Lütfen bana bir ağrı kesici verin.Please give me a painkiller.
Cadde boyunca kiraz ağaçları dikildi.Cherry trees are planted along the street.
Cadde boyunca ağaçlar ekili.Trees are planted along the street.
Bahçede yaşlı bir kiraz ağacı var.There's an old cherry tree in the garden.
Bahçedeki armut ağacı çok meyve verir.The pear tree in the garden bears a lot of fruit.
Bahçedeki ağaçların yaprakları tamamen kızardı.The leaves of the trees in the garden have turned completely red.
Bahçedeki bütün ağaçları tanımlayabiliyor musun?Can you name all the trees in the garden?
Bahçıvan bahçenin ortasına bir gül ağacı dikti.The gardener planted a rose tree in the middle of the garden.
Kırsalda birçok ağaç vardır.The countryside has many trees.
Düşmüş bir ağaç patikayı kapadı.A fallen tree blocked the path.
Tokyo'daki yoğun saatlerde trafik ağırdır.During the rush hours in Tokyo, traffic is heavy.
Yarım baş ağrım var.I have a splitting headache.
Başım ağrıyor. Hiç baş ağrısı hapın var mı?My head hurts. Have you got any headache pills?
Onun bir baş ağrısı olduğunda, en ufak ses onu rahatsız eder.When she has a headache, the slightest noise irritates her.
Başım ağrıyordu ve bir gün izin aldım.I had a headache, and I took the day off today.
Baş ağrım için iki aspirin aldım.I took two aspirins for my headache.
Başın ağrıyor mu?Do you have a headache?
Başım ağrıyor, bu yüzden bugün izin istiyorum.I have a headache, so I would like to take a day off today.
Benim baş ağrım geçti.My headache has gone.
Baş ağrım olmasaydı giderdim.I would go except for my headache.
Başın ağrıyor mu ve boğazın acıyor mu?Do you have a headache and a sore throat?
Baş ağrısı için bir şeyin var mı?Do you have anything for a headache?
Başım ağrıyor ve bir öksürükten müzdaribim.I have a headache and I am suffering from a cough.
O, baş ağrısını erken ayrılmanın mazereti olarak kullandı.He used a headache as an excuse for leaving early.
Şirket benim ağabeyim tarafından yönetiliyor.The company is managed by my elder brother.
Özel olarak bir ağrım yok.I have no pain in particular.
Sence Japonya'daki vergiler çok ağır mı?Don't you think that the taxes are too heavy in Japan?
Her ne zaman sake içsem başım ağrır.Whenever I drink sake, I get a headache.
Japonlar pirinç ağırlıklı yaşardı.The Japanese used to live mainly on rice.
Japonlar ağırlıklı olarak pirince dayalı yaşarlar.The Japanese live mainly on rice.
Bir demiryolu ağı tüm Japonya'yı sarar.A network of railroads spreads all over Japan.
Islanmaktan kaçınmak için bir ağacın altında durdum.I stood under a tree to avoid getting wet.
Kediler ağaçlara tırmanabilir, ancak köpekler tırmanamaz.Cats can climb trees, but dogs can't.
Kedi ağaca tırmandı.The cat ran up the tree.
Ateşim var ve her yerim ağrıyor.I have a fever and I ache all over.
Atı o ağaca bağlayın.Tie the horse to that tree.
Sırtım hala ağrıyor.My back still hurts.
Kutu çok ağırdı fakat onu taşımayı başardı.The box was heavy, but he managed to carry it.
Ağustos başında İngiltere'ye yola çıktı.He left for England at the beginning of August.
Ağustos ayının başında İngiltere'ye hareket etti.He left for England at the beginning of August.
Onun öyle ağlamasını görmeye dayanamam.I can't bear to see him cry like that.
Onun midesinin niçin ağrıdığı besbelli.It's obvious why his stomach hurts.
Onun yokluğunun nedeni şiddetli baş ağrısıydı.The reason he was absent was that he had a severe headache.
Onun bir ağacı kestiğini gördüm.I saw him sawing a tree.
Onu ağlarken görmesin diye kafasını çevirdi.She turned her head away lest he see her tears.
Kendisini ağlarken görmemesi için başını çevirdi.She turned her head away lest he see her tears.
Buz onun ağırlığı altında çöktü.The ice gave way under his weight.
Onun çantası ağır hasar gördü.His bag was badly damaged.
Onun ağırlığı ipi gerdi.His weight strained the rope.