açık ile cümle
açık kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bunu sade bir dille açıkla.Explain it in plain language.
Bu çok açık.It's abundantly clear.
Açık konuşmak gerekirse, onun görüşü benimkinden biraz farklı.Strictly speaking, his view differs a little from mine.
Perşembeyi senin için açık tutacağımI'll keep Thursday open for you.
Uyandığımız zaman, açık denizde akıntıya kapılıp sürükleniyorduk.When we awoke, we were adrift on the open sea.
Gözlerimi açık tutamıyorum.I can't keep my eyes open.
Gözlerini açık tut.Keep your eyes open.
Kapı şimdi açıktır.The gate is open now.
Açık hava konseri fırtına nedeniyle iptal edildi.The outdoor concert was canceled due to the storm.
Ne zamana kadar eczanen açık kalır?Until what time does your pharmacy stay open?
Onu sade bir dille açıklayın.Explain it in plain words.
Lütfen açık ve doğru bir şekilde posta adresi yazın.Please address your mail clearly and correctly.
Dün gece kapıyı açık bırakan sen miydin?Was it you that left the door open last night?
Açıkça söylemek gerekirse, seninle aynı fikirde değilim.Frankly speaking, I don't agree with you.
Açık konuşmak gerekirse, neden gitmek istediğini anlamak zor.Frankly speaking, it's difficult to understand why you want to go.
Açıkça konuşmak gerekirse, senin düşünce biçimin demode.Frankly speaking, your way of thinking is out of date.
Açık konuşmak gerekirse, bu roman çok ilginç değil.Frankly speaking, this novel isn't very interesting.
Açıkçası, saç kesimini sevmiyorum.Frankly speaking, I don't like your haircut.
Açıkçası, ben sizi sevmiyorum.Frankly speaking, I don't like you.
Açıkçası, onunla çalışmak istemiyorum.Frankly speaking, I don't want to work with him.
Açık konuşmak gerekirse, onun yeni romanı çok ilginç değil.Frankly speaking, his new novel is not very interesting.
Açıkça konuşmak gerekirse, bu sana yakışmıyor.Frankly speaking, it doesn't suit you.
Açıkça konuşmak gerekirse, o çok fazla umurumda değil.Frankly speaking, I don't care for her very much.
Konuşmacı, teoriyi örneklerle açıkladı.The speaker illustrated the theory with examples.
Açık kaynak; teknolojik yeniliği kullanan motordur.Open source is the engine that drives technological innovation.
Onlardan hangisinin onu istediği açık değil.It isn't clear which of them wanted that.
Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather.
Sebeplerin ne olduğunu tam olarak açıkla.Explain exactly what the reasons are.
Ne yaparsan yap tuvaletteki kapağı açık bırakma!Whatever you do don't leave the lid up on the toilet!
Açıkça öğretmen hem İngilizce hem de Fransızca anlayabiliyor.Obviously the teacher can understand both English and French.
Lütfen "as may be" nin dilbilgisini açıklar mısın?Please explain the grammar of 'as may be'.
O açık konuşan biri.She's a plain speaker.
Açık havada daha fazla zaman harcayan çocukların miyop riski daha düşüktür.Children who spend more time outdoors have a lower risk of myopia.
Açıkçası, onun konuşmaları her zaman sıkıcı.Frankly speaking, his speeches are always dull.
O kapıyı açık bıraktı.He left the door open.
O, kapıyı açık bıraktı.He left the door open.
Kapı açıktır.The door is open.
Kapı açık.The door is open.
En yakın halka açık telefonun nerede olduğunu bana söyleyebilir misiniz lütfen?Can you please tell me where the nearest public telephone is?
Bu mağaza saat 9'dan 6'ya kadar açıktır.This shop is open from 9 to 6 o'clock.
Onun yalan söylediği açık.It's obvious that he lied.
Eğer çok uyursan, acıkacaksın.If you oversleep, you'll end up hungry.
Onun açıklamasını hatırlayamıyorum.I can't remember his explanation.
Öğretmen resimleri kullanarak teorisini açıkladıThe teacher explained his theory using pictures.
Evden ayrıldığımda gökyüzü açıktı.The sky was clear when I left home.
Karnım acıktı!I'm hungry!
Sonunda ona teslim oldu ve sırrı ona açıkladı.At last, she gave in to him and told him the secret.
Ben kapıyı açık bıraktım.I left the door open.
1685 itibariyle Fransızların beşte dördü açıkça okuma yazma bilmiyordu.Four fifths of French were frankly illiterate towards 1685.
Karnım acıktı çünkü kahvaltı yapmadım.I am hungry because I did not eat breakfast.
Onun hasta olduğu açıkça görünüyor.It seems obvious that he is sick.
Onun bir dahi olduğunu herkese açıktır.It's obvious to everyone that he's a genius.
Bu, açık ara farkla bunların hepsinin en iyisidir.This is by far the best of all of these.
Üniversite kütüphanesi şimdi açık mı?Is the university's library open now?
TV açık.The TV's on.
Açıkçası senin kendi çabalarınla hayatta ilerlemen gerektiğini kabul ediyorum.Obviously I agree that you should advance in life through your own efforts.
Bu cümle açık bir şekilde yazılmadı.This sentence isn't written clearly.
Onun yeşil gözleri ve açık kahverengi saçı var.She has green eyes and light brown hair.
Açıkça söyleyin.Say it clearly.
Gökyüzü açıktır.The skies are clear.