Ana içeriğe geç
Sözlük

şeylere ile cümle

şeylere kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Deci dacă religia nu e despre credință, atunci despre ce e?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Donc, si la religion ce n'est pas croire des choses, qu'est-ce que c'est ?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Dus, als religie niet gaat over geloven in dingen, waar gaat het dan wel over?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Então, se religião não é acreditar em coisas, o que é, afinal?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Entonces, si la religión no se basa en creer cosas, ¿en qué consiste?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?그렇다면, 종교가 무언가를 믿는 것이 아니라면 과연 무엇일까요?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?(Nevetés) Ha tehát a vallás nem arról szól, hogy miben hiszünk, akkor mégis miről?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Quindi, se la religione non è il credere in alcune cose, che cosa è?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?(smiech) Tak teda ak náboženstvo nie je o viere, o čom teda je?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?(Tawa) Jadi, jika agama bukan tentang keyakinan, lalu apa agama itu?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Wenn es bei Religion nun aber nicht darum geht, Dinge zu glauben, worum geht es dann?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Zatem jeśli w religii nie chodzi o wiarę, to o co chodzi?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Αν λοιπόν η θρησκεία δεν είναι ορισμένες πεποιθήσεις, τότε τι είναι;
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?И така, ако религията не се касае до вярване в неща, за какво е тогава?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?Но если религия не сводится к верованию, то что же в ней главное?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?אז אם משמעות הדת היא לא להאמין בדברים, מה המשמעות?
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?إذن، إن كان الدين لا يتمحور حول تصديق الأمور فعلى ماذا يتمحور؟
O halde din şeylere inanmak hakkında değilse, ne hakkındadır?どの宗教でも教えられているのは 行動を変えることです
Olacak şeylere odaklılar.Deras fokus är på vad som komma skall.
Olacak şeylere odaklılar.Elles se fixent sur ce qui va être.
Olacak şeylere odaklılar.Ich uwaga skupiona jest na tym co będzie.
Olacak şeylere odaklılar.Il loro focus è su "ciò che sarà".
Olacak şeylere odaklılar.Jsou soustředěni na to, co bude.
Olacak şeylere odaklılar.Ők arra koncentrálnak, hogyan lesz.
Olacak şeylere odaklılar.Se focalizează pe ceea ce va veni.
Olacak şeylere odaklılar.Sie fokussieren auf das was sein wird.
Olacak şeylere odaklılar.Su preocupación es en lo que será.
Olacak şeylere odaklılar.Їхній фокус - завжди на тому, що відбудеться.
Olacak şeylere odaklılar.Они концентрируются на будущем.
Ona göre bir şeylere atılmaktan çok korkuyorum ve bir mucize bekliyorum.Azt mondja... ...túlságosan félek cselekedni, és hogy valamilyen bűvös megoldást keresek, ami valószerűtlen.
Ona göre bir şeylere atılmaktan çok korkuyorum ve bir mucize bekliyorum.Spune că mi-e prea frică să iau măsuri şi că aştept o soluţie magică, ceea ce e ireal.
Ona göre bir şeylere atılmaktan çok korkuyorum ve bir mucize bekliyorum.قال ... أني خائفة من أن أفعل شيئا وأني أبحث عن حل سحري و هو غير واقعي
On dört tetradek-. Dört ayaklı şeylere tetrapod denir.Un tetrápodo es un animal de cuatro patas
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Byli to oni, kdo věřili v mír a v ty možnosti, které poskytuje atd, atd - a oni to proměnili ve skutečnost.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Ci ludzie uwierzyli w pokój i jego możliwości, itd. Urzeczywistnili go.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Det var de som trodde på fred och dess möjligheter osv. osv. -- och de förverkligade den.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.E' gente che ha creduto nella pace e nelle possibilità di realizzarla, ecc... -- e l'hanno reso possibile.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Ei sunt oamenii care au crezut în pace şi în posibilitatea ei, etc., etc. - şi au realizat-o.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Eran las personas que creyeron en la paz y en sus posibilidades, etc., etc. ... y lo hicieron posible.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Họ là những người tin ở hòa bình và khả năng của nó, vân vân. -- và họ làm nó thành hiện thực.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.이들은 평화를 믿는 사람들이었습니다. 그리고 평화에 대한 가능성을 믿는 사람들이었죠. 그리고 실제로 이들은 현실로 이뤄냈습니다.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Mereka percaya perdamaian dan kemungkinannya, dsb., dsb. -- dan mereka mewujudkannya.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Olyan emberek voltak, akik hittek a békében, és a béke lehetőségében, stb., stb. -- és meg is valósították.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.São elas as pessoas que acreditaram na paz nas suas possibilidades, etc., etc., e a fizeram acontecer.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.To so ljudje, ki so verjeli v mir in v možnosti zanj, itd., itd. ... in ga uresničili.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Zij waren de mensen die geloofden in vrede en de mogelijkheden ervan. Zij zorgden dat het lukte.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Те бяха тези, които повярваха в мира и неговите възможности, и те направиха това реалност.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.Ці люди вірили в мир і його можливості - і вони зробили його реальністю.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.הם האנשים שמאמינים בשלום והאפשרויות של זה, וכולי - הם הפכו את זה לאמיתי.
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.هم كانوا من امن بالسلام وبامكانية حدوثه... الخ ... الخ وهم فعلا من حققوه
Onlar barışa ve onun mümkün kılacağı şeylere inanan insanlardı -- ve bunu gerçekleştirdiler.それを現実のものとしました 彼らに映画を見せて伝えたかったのです
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Alte lucruri de care au nevoie nu suntem prea buni în a le transfera. Poate nimeni nu este.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Bei einigen anderen Dingen, die sie brauchen, sind wir nicht so gut im Geben. Vielleicht kann das niemand.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.In het bieden van sommige andere dingen zijn we niet erg goed. Misschien is niemand dat.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.그들이 필요한 것들 중 다른 것들은 우리가 주기 힘든 것이 사실입니다. 사실 누구에게도 힘들 겁니다.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Một số những thứ khác mà họ cần chúng ta không có đủ khả năng cung cấp. Có lẽ chẳng ai có thể.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Nejsme moc dobří v dávání některých dalších věcí, které potřebují. Možná, že nikdo není.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Non siamo molto capaci di fornire altre cose di cui hanno bisogno, ma forse nessuno lo è.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Są też rzeczy, których potrzebują a w których nie jesteśmy zbyt dobrzy. Może nikt nie jest.
Onların ihtiyacı olan bazı şeylere ise ne yazık ki sahip değiliz, belki de kimse sahip değildir.Vissa andra saker som de behöver är vi inte så duktiga på att ge. Kanske är ingen det.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod