O, balık hakkında o kadar çok şeyi nasıl öğrendi?How did she come to know so much about fish?
Sanki onun hakkında her şeyi biliyor gibi konuşuyor.She talks as if she knew everything about it.
Boynuna bir şeyin dokunduğunu hissetti.She felt something touch her neck.
Her şeyi kendi tarzıyla yapmış olmalı.She must have everything her own way.
Bana öyle geliyor ki o her şeyi biliyor.It seems to me that she knows everything.
O, ailesiyle her şeyi görüşür.She talks everything over with her parents.
Bir şeyi bitirilmemiş bırakmayı sevmez.She doesn't like to leave anything unfinished.
Benim için herhangi bir şeyi yapmaya gönüllü.She is willing to do anything for me.
Onun dün yapacak bir şeyi yoktu.She had nothing to do yesterday.
Onun elinde bir şeyi var.She has something in her hand.
O erkeklerden istediği şeyi almak için güzel görünüşlerini nasıl kullanacağını bilir.She knows how to use her good looks to get what she wants out of men.
Her şeyi düşürdüm ve bunun için Boston'dan çıkan ilk uçağı yakaladım.She has a negative attitude toward life.
Doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı.She did what she believed was right.
Onunla görüşecek bir şeyi vardı.She had something to talk over with him.
İstediği her şeyi almaya çalıştı.She tried to get whatever she wanted.
Yemek pişirme hakkında her şeyi bilir.She has an encyclopedic knowledge of cooking.
Onu memnun etmek için her şeyi yapacağım.I will do anything to please her.
Üşütme için bir şeyin var mı?Do you have anything for a cold?
Her şeyin limiti vardır.Everything has its limit.
Her şeyin çok yavaş değiştiği bir dünyayı sevmiyorum.I don't like a world where things change so slowly.
Mantıklı bir adam böyle bir şeyi herkesin içinde söylemez.A sensible man wouldn't say such a thing in public.
Annem onun için değerli olan her şeyi sattı.My mother has sold everything that is dear to her.
Her şeyin var mı?Do you have everything?
Lütfen söylemek zorunda olduğum şeyi dikkatle dinle.Please listen carefully to what I have to say.
Bugün yapacak oldukça çok şeyim var.I have a good many things to do today.
Bizim ortak bir şeyimiz yok.We have nothing in common.
Kalbini aç ve bana her şeyi anlat.Open your heart and tell me everything.
Sahip olmadığın şeyi tüketemezsin.You can't spend what you don't have.
Yarın bu zamana kadar her şeyi düzenli istiyorum.I want everything in order by this time tomorrow.
Yarın için her şeyi hazırladın mı?Did you get everything ready for tomorrow?
Yarın özellikle yapacak bir şeyim yok.I have nothing in particular to do tomorrow.
Uyandığımda her şeyin bir rüya olduğunu anladım.I awoke to find everything had been a dream.
Sorun benim ona söyleyecek bir şeyim olmamasıydı.The problem was that I had nothing to say to him.
İşe yaramaz şeyi atın.Leave out anything that is useless.
Verecek bir şeyim yok.I've nothing to give.
İstediğin herhangi bir şeyi al.Take anything you want.
Yolculuk için her şeyini hazırladın mı?Are you all set for the trip?
Yolculuğun için her şeyi ayarladın mı?Have you made all the arrangements for your trip?
Birbirine zıt iki şeyi aynı anda idare edemezsin.You can't have it both ways.
Birçok şeyi nasıl pişireceğimi bilmiyorum.I don't know how to cook too many things.
O takımın güçlü oyunculardan başka bir şeyi yok.That team has nothing but strong players.
Onun geçmiş yaşamı ile ilgili bir şeyin farkında mısınız?Are you aware of anything concerning his past life?
Patronumun verdiği referans her şeyi halletti.The recommendation from my boss made all the difference.
Devletten aldığım yardımla geçiniyorum, ne arabam ne başka bir şeyim var.I'm living on welfare, without a car or anything.
Bir papağana bakmakı için ihtiyacımız olan şeyi alalım.Let's get what we need to keep a parrot.
Bu, mikrobiyoloji temellerinden en son haberlere kadar her şeyi kapsar.It covers everything from the fundamentals of microbiology to the latest news.
Kaybedecek bir şeyi olmayan birine meydan okuma.Don't challenge someone who has nothing to lose.
O, balıklar hakkında o kadar şeyi nasıl öğrendi?How did she get to know so much about fish?
Aşk birine sahip olmadığı bir şeyi veriyor.Love is giving something one doesn't have.
Ödünç aldığın şeyi iade etmelisin.You should return what you borrow.
Her şeyi biliyorum.I know everything.
Er ya da geç o bana her şeyi anlatacak.Sooner or later he will tell me everything.
Ona söylemek istediğim bir şeyim var.I have something that I want to say to him.
Onların sorunlarıyla ilgili yapacak bir şeyim yok.I have nothing to do with their troubles.
Eğer açsan, her şeyin tadı iyidir.When you're hungry, anything tastes good.
Hiçbir şeyin senin yaptığın yemek kadar tadı güzel değil.Nothing tastes as good as the food that you make.
Onun söylediği her şeyi yazmaya çalıştım.I tried to write down everything he said.
Ödül almak için elinden gelen her şeyi yaptı.He did everything he could to get the prize.
İçecek bir şeyiniz var mı?Do you have any drinks?
En iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi yapın.Do what you think is best.