şahsiyet ile cümle
şahsiyet kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.57
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
"Abide Şahsiyetler".“자원봉사하는 시민들”.
Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.그는 AEK 역사상 가장 논란의 인물이다.
Sultan Melikşâh çok hâlim-selîm, affedici, fakat devlet ve millet işlerinde ciddî, müstesna bir şahsiyetti.혜민서는 활인서와 마찬가지로 서민에게 혜택을 주는 기관이었으나, 한양의 백성에게만 혜택을 주는 한계가 있었다.
Yehuda HaNasi veya Jehuda HaNasi (yahut Judah ha-Nasi, Yehudah haNasi) Yahudi tarihinin şahsiyetlerindendir.양산백과 축영대(梁山伯與祝英台)는 '중국판 로미오와 줄리엣'으로 축영대(祝英台)와 양산백(梁山伯)의 슬픈 사랑이야기이다.
Şahsiyeti bunu icap ettirir.עתה מוטל על הדמות לחלצו.
Şahsiyet sahibi, cesur ve hayırsever bir hanım olarak tanınmıştı.הייתה ידועה כאישה קשוחה ואמיצה.
Müşteri çok zengin ve gece kulübüne sürekli gelen bir şahsiyetti.ארנב עשיר, חבר פופולרי ומוערך במועדון הקאנטרי קלאב.
Varaka bin Nevfel, İslam tarihindeki oldukça tartışmalı şahsiyetlerden biridir.עבדול חמיד הוא אחת מהדמויות השנויות ביותר במחלוקת בהיסטוריה העות'מאנית.
Corto ayrıca kimi tarihi şahsiyetleri bilir ve tanır.סוגריוס היה גם היסטוריון ידוע ומוכר בתקופתו.
Şahsiyeti bunu icap ettirir.Съпругата му акцептира това.
Büyük çoğunluk tarafından Norveç tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri sayılır.Определян е за един от най-големите норвежки класици.
Özel hayatı önemli bir spekülasyon kaynağı olan Wallis, Britanya tarihindeki tartışmalı bir şahsiyettir.Телеки е много спорна личност в историята на Унгария.
Film, gerçek tarihi şahsiyetler etrafında, kurgusal olaylar üzerinde geçmektedir.Персонажи твърде бегло напомнят за реалните исторически личности.
Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur.U Nizozemskoj su mu se napokon dogodile i neke važne stvari u privatnom životu.
Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.Jedna je od najkontroverznijih osoba ruske povijesti.
"Abide Şahsiyetler"."Častni občani".
Şahsiyet şu anlamlara gelebilir: Kişilik sözcüğünün eş anlamlısı.Subjekt lepote je lahko karkoli, kar je v skladju z osebnim mišljenjem.
Bu nedenle, tüm bunlardan onun önemli bir şahsiyet olduğu fikri çıkartılabilir.To bi lahko pomenilo, da je bila dobro seznanjena z vsemi pomembnimi moževimi odločitvami.
Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur.Pakantus kitoms religijos atšakoms Jiržis buvo ir asmeniniame gyvenime.
Bu üç kaynak tarafından doğrulanmış bir istihbarat. İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Dele af Aidids regering skal måske have møde klokken 15:00 idag.
Evet ve tabii ki de bu önemli şahsiyet bir kadındır.Sim, e claro que essa VIP tinha que ser uma mulher.
Evet ve tabii ki de bu önemli şahsiyet bir kadındır.И, конечно же, этой шишкой является женщина.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Dos personalidades de primer nivel quizas esten presentes.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Două personalităţi de top vor veni.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Duas personaIidades de topo poderão estar presentes...
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Dva ključna člana kabineta bi morala biti tu.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Mohou tam být přítomny dvě osoby.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Môžu tam byť prítomné dve osoby.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Ισως να είναι εκεί τρεις μεγάλες προσωπικότητες.
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...Две от най-важните персони може би ще присъстват:
İki üst düzey şahsiyet orada olabilir...שני קצינים בכירים ביותר .עשויים להשתתף במפגש הזה
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Hänen armonsa on tavallaan, näkyvä persoona.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Hans nåd är på sätt och vis, en framstående personlighet.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Hans nåde er i en vis forstand, en fremtrædende personage.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Jego łaska jest w pewnym sensie, wybitny osobistość.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Jeho milosť je v istom zmysle, prominentný osobnosť.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Jeho milost je v jistém smyslu, prominentní osobnost.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Njegova milost je, na nek način, na vidnem Človek.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Ő kegyelme, bizonyos értelemben kiemelt személyiség.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Sa grâce est, en un sens, un éminent personnage.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Seine Gnade ist, in gewissem Sinne eine herausragende Persönlichkeit.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Zijn genade is, in zekere zin, een vooraanstaand personage.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Его милость, в некотором смысле, видный персонаж.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Його милість, в деякому розумінні, видний персонаж.
O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.Неговата благодат, в известен смисъл, на видно персонаж.
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."Într-un cuvânt, domnule, ce vreau să spun este aceasta: harul Său este, într-un sens, un proeminent personaj.
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."간단히 말해서, 선생님, 내 말은 이것이다 : 그의 은혜는 의미에서, 저명한입니다
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."Singkatnya, Sir, apa yang saya maksud adalah ini: kasih karunia-Nya, dalam arti, seorang terkemuka tokoh.
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."Tóm lại, thưa ông, những gì tôi có nghĩa là: ân điển của Ngài, trong một nghĩa nào đó, một nổi bật nhân vật.
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."Με λίγα λόγια, κύριε, τι θέλω να πω είναι το εξής: η χάρη Του, κατά μία έννοια, μια εξέχουσα προσωπικότητα.
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet."باختصار ، يا سيدي ، ما أعنيه هو هذا : نعمته هو ، بمعنى من المعاني ، بارز
"Özetle, efendim, ne demek bu: O'nun lütfu, bir anlamda, önemli bir şahsiyet.人物。
Sadece şahsiyetim değil, vücudum da öyle. Bir erkeğin sıkı kasları olmalı.Тялото ми също е нетърпеливо за теб.
Sadece şahsiyetim değil, vücudum da öyle.Đâu chỉ tính cách mà cơ thể tôi cũng thế.
Sadece şahsiyetim değil, vücudum da öyle.Il n'y a pas que mon caractère, mon corps aussi.
Sadece şahsiyetim değil, vücudum da öyle.No es sólo mi personalidad, es también mi cuerpo.
Sadece şahsiyetim değil, vücudum da öyle.Такова не только моя природа, но ещё и моё тело.