Sonuçta, Hindistan hakkında gözlerinde ışıltılı yıldızlarla ayrılır.결과적으로 인도에 대한 좋은 생각이 남게 됩니다.
Sonuçta, Hindistan hakkında gözlerinde ışıltılı yıldızlarla ayrılır.Σαν αποτέλεσμα, φεύγει χαρούμενη με αστεράκια στα μάτια της για την Ινδία.
Sonuçta, Hindistan hakkında gözlerinde ışıltılı yıldızlarla ayrılır.כתוצאה מזה היא יוצאת משם עם עיניים בורקות ממחשבות על הודו.
Sonuçta, Hindistan hakkında gözlerinde ışıltılı yıldızlarla ayrılır.وتعود للمنزل ولديها صورة حالمة عن الهند، كنتيجة.
Sonuçta, Hindistan hakkında gözlerinde ışıltılı yıldızlarla ayrılır.こんな現象がどんどん増えています
"Sri Ramana, onu kendiliğinden ışıltılı olarak tarif ediyor."'Sri Ramana, él lo describe como resplandeciendo por sí mismo'
"Sri Ramana, onu kendiliğinden ışıltılı olarak tarif ediyor."Sri Ramana, er beschreibt es, als aus sich selbst heraus erstrahlend.
"Sri Ramana, onu kendiliğinden ışıltılı olarak tarif ediyor."Sri Ramana Maharshi, il la décrit comme radieuse en elle-même.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.Aurinko ja kuu astuvat majaansa sinun kiitävien nuoltesi valossa, sinun keihääsi salaman hohteessa.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.주의 날으는 살의 빛과 주의 번쩍이는 창의 광채로 인하여 해와 달이 그 처소에 멈추었나이다
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.nap [és] hold megállnak helyökön czikázó nyilaid fényétõl [és] ragyogó kopjád villanásától.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.Slunce a měsíc v obydlí svém zastavil se, při světle střely tvé létaly, při blesku stkvoucí kopí tvé.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.Sol och måne stanna i sin boning för skenet av dina farande pilar, för glansen av ditt blixtrande spjut.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.Sol og måne treder inn i sin bolig for lyset av dine piler, som farer frem, for glansen av ditt lynende spyd.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.Sonne und Mond standen still. Deine Pfeile fuhren mit Glänzen dahin und dein Speere mit Leuchten des Blitzes.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.שמש ירח עמד זבלה לאור חציך יהלכו לנגה ברק חניתך׃
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.الشمس والقمر وقفا في بروجهما لنور سهامك الطائرة للمعان برق مجدك.
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.因 你 的 箭 射 出 發 光 、 你 的 槍 閃 出 光 耀 、 日 月 都 在 本 宮 停 住
Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.因 你 的 箭 射出 發光 、 你 的 槍閃 出 光耀 、 日月 都 在 本 宮 停住
Ve bu şöyle diyor, "Kendinden-ışıltılı olan."Et celui-ci dit;. "... qui est radieuse en elle-même." je ne pense pas que "radieuse en elle-même"...
Ve bu şöyle diyor, "Kendinden-ışıltılı olan."Und hier heißt es, '... das, was aus sich selbst heraus erstrahlt.' [self-effulgent]
Ve bu şöyle diyor, "Kendinden-ışıltılı olan."Y éste está diciendo 'Eso que es refulgente por sí mismo' No pienso que refulgente por sí mismo...
Ve dışarıya tek sevgiyle ışıldayacağım.E tutto ciò che posso diffondere è amore.
Ve dışarıya tek sevgiyle ışıldayacağım.И все, что я могу излучать - это любовь.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz. Gerçekte de kabaca böyle görünüyor.Astfel ai avea un lucru minunat, strălucitor, rotindu-se încet, și ar arăta aproximativ așa.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz. Gerçekte de kabaca böyle görünüyor.So entsteht dieses wunderschöne glitzernde, sich langsam drehende Ding, es sähe ungefähr so aus.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz. Gerçekte de kabaca böyle görünüyor.Tässä on tämä ihmeellinen kimalteleva objekti, tältä se suunnilleen näyttää hitaasti pyörivine kehineen.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz. Gerçekte de kabaca böyle görünüyor.Teríamos esta maravilhosa coisa cintilante, rodando lentamente, e é aproximadamente assim que ocorreria.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz. Gerçekte de kabaca böyle görünüyor.Ви маєте цю чудову блискучу річ, із повільним обертанням диска, і приблизно так вона і виглядає.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz.이렇게 천천히 돌아가는 반짝이는 은하가 있습니다.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz.Ten piękny błyszczący obiekt powoli się kręci.
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz.ואז מתקבל הניצנוץ הנפלא הזה, עם סיבוב איטי,
Ve işte bu harika, ışıl ışıl şeyi, yavaş dönüş hareketiyle görüyorsunuz.وهكذا سيكون لديك شيء رائع متلألىء، مع هذا الدوران البطيء،
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Bežne sa nám to nepodarí vidieť, pretože vyčerpáme luminiscenciu, než ich vynesieme v sieti.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Dan biasanya Anda tidak melihat ini karena cahayanya telah habis saat kami membawanya ke atas.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.És alapból ezt nem lehet látni, mert kimerítjük a lumineszcens képességüket, ha hálóval hozzuk fel őket.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.보통 이것을 볼 순 없는데, 이 물고기를 그물에서 꺼내면 이 빛을 고갈시켜버리기 때문입니다.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Normálně to neuvidíte, protože vyčerpáme luminiscenci, když je vytahujeme nahoru v sítích.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Og man kommer normalt ikke til at se dette fordi vi har udtømt luminescensen når vi tager dem op med nettet.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Y normalmente no se llega a ver esto porque cuando los traemos con redes agotamos su luminiscencia.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Zwykle nie można tego zobaczyć, ponieważ wyczerpujemy luminescencję kiedy wyciągamy je w sieci.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.И в обычных условиях вы это не увидите: люминесценция истощается, пока мы поднимаем сети с рыбой.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.И обикновено не виждаме това, понеже биолуминесценцията бива изчерпана, когато ги извадим с мрежи.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.Такого не побачиш, якщо витягати цю рибу сітями, оскільки світіння вичерпується за цей час.
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.בדרך-כלל לא זוכים לראות זאת, מכיוון שאנו גורמים להם לכלות את התאורה שלהם בזמן שאנו
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.وعادة لا ترون هذا لان الشبكات تكون قد استنفذت خلايا الضياء الحيوي
Ve normalde bunu göremezsiniz, çünkü onları ağlarla yukarı çektiğimizde ışıldamayı zaten bitirmiştik.網で引き上げるまでに消耗してしまうからです 光で身を守る方法は他にもあります
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,Kiedy mówił, miał w oku ten błysk, który pierwszy raz widziałem wtedy w Holandii, błysk mówiący:
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,그가 얘기하는 동안 그의 눈이 반짝이는 것을 보았습니다. 홀랜드에서 보았던 그 --
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,Tout en parlant, il avait cette lueur dans les yeux que j'avais vue pour la première fois en Hollande --
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,Y mientras hablaba tenía ese fulgor en los ojos que vi por primera vez en Holanda; el fulgor que dice:
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,И докато говореше, очите му блестяха както за първи път го видях в Холандия - блясък, който казва:
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,וכשהוא דיבר היה לו אותו הברק בעיניים שראיתי לראשונה בהולנד -
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,وكان يتحدث وفي عينه الوميض ذاته الذي رايته في هولندا
Ve o konuşmaya devam ederken ilk defa Hollanda'da gördüğüm ışıltıyı gördüm gözünde,昔 オランダで初めて見た 「牛を転ばせに行こう」と 言った時の目
Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanınınEd era brillante.
Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanınınEra brillante, era en ese momento
Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanınınEt elle était brillante, à l'époque elle était
Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanının그녀는 총명했습니다. 당시, 영국 왕립 외과 학회의
Ve zekası öylesine ışıl ışıldı ki, zamanının Kraliyet Tıp Heyeti'ne seçilen en genç üyesiydi.Brilliáns elme volt, az egyik legfiatalabb megválasztott tagja a Royal College of Physicians-nek.