Gözlerime inanamadım.I couldn't believe my eyes.
Dinsel inancımı yitirdim.I've lost my religious faith.
İngilizceyi biraz konuşabilirim.I can speak English a little.
İngilizceyi iyi konuşan bir kız tanıyorum.I know a girl who speaks English well.
Sanırım Shintaro İngilizceyi iyi konuşur.I think that Shintaro speaks English well.
Ben yeni bir ev inşa ettim.I built a new house.
Allahın'ın varlığına inanmıyorum.I do not believe in the existence of God.
Ben Tanrı'ya inanıyorum.I believe in God.
Ben Allah'a inanıyorum.I believe in God.
Allah'a inanıyorum.I believe in God.
Büyük araba süren insanlara karşıyım.I'm against people driving big cars.
Diğer insanların önünde hakarete uğradım.I was insulted in front of other people.
İnsanları çabucak değerlendirmede iyi değilim.I am not very good at sizing people up quickly.
İnsan hakları ihlaline katılmıyorum.I don't agree with violation of human rights.
Matematiği İngilizceyi çalıştığımdan daha çok çalışırım.I study math harder than English.
Matematiğe İngilizceden daha sıkı çalışırım.I study math harder than English.
Matematiği İngilizce kadar çok çalışırım.I study math as hard as English.
Matematiği İngilizce kadar çok çalışmıyorum.I don't study math as hard as English.
İngilizce kadar çok matematik çalışmıyorum.I don't study math as hard as English.
Bir taşa takıldım, ayak bileğimi incittim.I tripped on a stone, twisting my ankle.
İnsanların isimlerini sürekli unutuyorum.I am constantly forgetting people's names.
Öğretmenin İngilizce olarak bir mektup yazmasını istedim.I wanted the teacher to write a letter in English.
İngilizce öğretmenime kompozisyonumu düzelttirdim.I had my teacher correct my English composition.
Hiçbir zaman savaşlara inanmadım.I have never believed in wars.
Tüm konuların içinde en çok İngilizceyi severim.I like English the best of all the subjects.
Erken kalkmaya inanıyorum.I believe in early rising.
Oğlumun masum olduğuna inandım.I am convinced that my son is innocent.
Ben birçok kişi tarafından incitildim.I was hurt by many people.
TV'de açlıktan ölen birçok insan gördüm.I saw many people starving to death on TV.
Ben kimseye inanmıyorum.I don't believe just anyone.
Ben bir insan figürü gördüm.I saw the figure of a man.
Dünyadaki en mutlu insanım.I am the happiest man on earth.
Japonca, İngilizce, ve Fransızca konuşurum.I speak Japanese, English, and French.
Sanırım o çok nazik bir insan.I think he is a very kind man.
Onun İngilizce konuştuğunu asla duymadım.I have never heard him speak English.
Onun İngilizce konuşabildiğini bilmiyordum.I didn't know that he could speak English.
Ben onun söylediği her söze inandım.I believed every word he said.
Onun dürüst olduğuna inanıyorum.I believe that he is honest.
Onun dürüst bir insan olduğundan eminim.I am sure that he is an honest man.
Onun, sözünü tutacağına inandım.I believed that he would keep his promise.
Onun sözünü tutacağına inancım tam.I am confident he will keep his promise.
Ondan hoşlanıyorum fakat aynı zamanda ona gerçekten inanmıyorum.I like him, but at the same time I don't really trust him.
O bana hiç inanmıyor.He doesn't believe me at all.
Onun hislerini incitecek bir şey söylemedim.I didn't say anything to hurt his feelings.
Onun duygularını incittim mi?Did I hurt his feelings?
Onun duygularını incitmekten korkuyordum.I was afraid that I might hurt his feelings.
Onun hislerini incitebilmekten korkuyordum.I was afraid that I might hurt his feelings.
Onun dediğine inanırım.I believe what he says.
Onun söylediğine inanırım.I believe what he says.
O ne söylerse inanırım.I believe whatever he says.
Ben onun sözüne inanamadım.I could not believe his statement.
Ben ona inandım.I took him at his word.
Bir an onlara inanmadım.I didn't for a moment believe them.
Onun yeteneklerine çok inancım yok.I don't have much belief in his abilities.
Onun yeteneğine çok inancım yok.I don't have much faith in his ability.
Ben onun hikayesine inanmıyorum.I don't trust his story.
Ben onun hikayesine inanamıyorum.I can't bring myself to trust his story.
Onların söylediğine inanıyorum.I believe in what they said.
Ona inanıyorum.I believe in him.
Onun İngilizceyi akıcı konuştuğunu duydum.I heard her speak English fluently.