Ana içeriğe geç
Sözlük

ın ile cümle

ın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Şekspir'in hakkında az şey bilirim.I know a little about Shakespeare.
Şekspir'in tüm eserlerine sahibim.I have the complete works of Shakespeare.
Jack'in sahip olduğu aynı saati istiyorum.I want to buy the same watch as Jack has.
John'ın dürüst olduğunu biliyorum.I know that John is honest.
Jill'in piyano çaldığını duydum.I heard Jill play the piano.
Ben Jill'in piyano çaldığını duydum.I heard Jill play the piano.
Susan ve Betty severim ama Susan'ın daha hoş olduğunu düşünüyorum.I like both Susan and Betty, but I think Susan is the nicer.
Kolay öfkelenen insanlardan hoşlanmam.I don't like people who get angry easily.
Ben haberi duyduğumda neredeyse kulaklarıma inanamadım.I could hardly believe my ears when I heard the news.
O partide çok sayıda ünlü insanla karşılaştım.I met lots of famous people at that party.
Ben İngilizce konuşma yarışmasına katıldım.I took part in the English speech contest.
Arabayı %10 indirimli aldım.I bought the car at a 10% discount.
Ben trenden indim.I got off the train.
Ben o hikayeye inanıyorum.I believe that story.
Onun gerçek bir Picasso olduğuna inanıyorum.I believe it is a genuine Picasso.
Bunu İngilizceye çevirtmeyi düşünüyorum.I am thinking of getting it translated into English.
Ona inanacak kadar aptal değilim.I am not so simple as to believe that.
Böyle bir söylentiye inanmayacak kadar akıllıyım.I know better than to be believe such a rumor.
Böyle bir söylentiye inanacak kadar aptal değilim.I know better than to be believe such a rumor.
Ben öyle bir hikayeye inanmam.I don't believe such a story.
Taksiden indim.I got out of the taxi.
İngilizce ödevimi yapmayı henüz şimdi bitirdim.I have just now finished doing my English homework.
Naomi kadar akıcı bir şekilde İngilizce konuşamam.I can't speak English as fluently as Naomi.
Naomi'ye inanmıyorum. Sanırım o yalan söylüyor.I don't believe Naomi. I think she's lying.
Otobüsten inerken onun caddeyi geçtiğini gördüm.I saw him cross the street as I got off the bus.
Otobüs durağında indim ve sağa gittim.I got off at the bus stop and went to the right.
Yarın Bill'in Ann'le buluşmasını ayarladım.I have arranged for Bill to meet Ann tomorrow.
Bill'in babasının hasta olduğunu öğrendim.I learned that Bill's father was sick.
Futbol oynarken bacağımı incittim.I had my leg hurt while playing football.
Fred'in annesiyle birlikte Kyoto'u ziyaret edişini hatırlıyorum.I remember Fred visiting Kyoto with his mother.
Beethoven'ın şimdiye kadar yaşamış olanlar kadar büyük bir besteci olduğunu düşünüyorum.I think Beethoven is as great a composer as ever lived.
Ben, Helen Cartwright'ın kızıyım.I'm Helen Cartwright's daughter.
Bob'ın benim doğum günü partime gelip gelmeyeceğinden kuşkuluyum.I doubt if Bob will come to my birthday party.
Mike'ın basketbolu sevdiğini biliyorum.I know that Mike likes basketball.
Mike'ın bana yardım etmesini rica ettim.I asked Mike to help me.
Kendimi İngilizce olarak anlatmamda hâlâ zorlanıyorum.I still have difficulty in making myself understood in English.
Herkesin bu resimden hoşlanacağına inanıyorum.I believe that everyone will like this picture.
Ben doktora inancımı kaybettim.I have lost faith in the doctor.
Onu bir kez daha kısaca inceledim.I looked it over once more.
Bilerek onun hislerini incittim.I hurt her feelings on purpose.
Doktoruma tam bir inancım var.I have complete faith in my doctor.
Yalnız başıma gitmem gerektiğine inanıyor musun?Do you think I should go alone?
Bütün gün İngilizce kullanmak zorundayım.I have to use English all day.
Sağ bacağımı incittim.I got my right leg injured.
İngilizceyi anlamam.I don't understand English.
İngilizceyi seviyorum ama iyi konuşamıyorum.I like English, but I cannot speak well.
İngilizceyi sevmiyorum.I don't like English.
İngilizceyi çok severim.I like English very much.
İngilizce okuyabilirim.I am able to read English.
İngilizce konuşabilirim.I can speak English.
Ben İngilizce konuşabilirim.I can speak English.
Kendimi İngilizce ifade edemedim.I couldn't make myself understood well in English.
Ben İngilizcede iyi bir not aldım.I got a good grade in English.
İngilizce bir konuşma yapmam rica edildi.I was called upon to make a speech in English.
İngilizce bir konferans verdim.I delivered a lecture in English.
Kendimi İngilizce olarak ifade edemiyorum.I can't make myself understood in English.
Kendimi İngilizce olarak anlamayı zor buldum.I found it difficult to make myself understood in English.
İngilizce bir mektup yazdım.I wrote a letter in English.
İngilizce bir mektup yazmayı bitirdim.I finished writing a letter in English.
İngilizce yazılmış bir mektup aldım.I received a letter written in English.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod