Tom yanağından bir öpücükle Mary'yi şaşırttı.Tom surprised Mary with a kiss on the cheek.
Kız arkadaşımı öptüğünü duyuyorum.I hear that you kissed my girlfriend.
Tom Mary'yi dudağından öptü.Tom gave Mary a kiss on the mouth.
İlk öpücüğünü hatırlıyor musun?Do you remember your first kiss?
Tom bebeğin alnını öptü.Tom kissed the baby's forehead.
Tom'un Mary'yi öpme arzusu yoktu.Tom had no desire to kiss Mary.
Tom'a veda öpücüğü verdin mi?Did you kiss Tom goodbye?
O bir öpücükle ondan ayrıldı.He parted from her with a kiss.
Mary Tom'dan şarap şişesini açmasını istedi ve sonra kendinden geçmişken onu öptü.Mary asked Tom to open the wine bottle and then kissed him while he was distracted.
Mary Tom'un şarap şişesini açmasını istedi vesonra o meşgulken onu öptü.Mary asked Tom to open the wine bottle and then kissed him while he was busy.
Onun öpücüğünü özledi.He missed his kiss.
Onun öpücüğünü özlüyorum.I miss his kiss.
Onun öpücüklerini özlüyorum.I miss his kisses.
O ona bir öpücük attı.She blew him a kiss.
O sadece beni bir kez öptü.He only kissed me once.
"O seni kaç kez öptü?" "Sadece bir kez.""How many times did he kiss you?" "Just once."
O seni öptü değil mi?He kissed you, didn't he?
Onu öptün, değil mi?You kissed him, didn't you?
Herkesin önünde beni öptü.He kissed me in front of everyone.
"Seni nerenden öptü?" "Dudaklarımdan.""Where did he kiss you?" "On my lips."
Onu geri öptün mü?Did you kiss him back?
O beni öptü ve sonra onu tokatladım.He kissed me and then I slapped him.
Öpücük şaşırtıcıydı.The kiss was amazing.
Tom Mary'yi öptü ve sonra o onu tokatladı.Tom kissed Mary and then she slapped him.
Tom herkesin önünde Mary'yi öptü.Tom kissed Mary in front of everyone.
Tom seni öptü, değil mi?Tom kissed you, didn't he?
O öpücük şaşırtıcıydı.That kiss was amazing.
Tom kuzenimi öptü.Tom kissed my cousin.
Tom kuzenini öptü.Tom kissed his cousin.
Operadan nefret ediyorsun, değil mi?You hate opera, don't you?
O, operadan nefret ediyor.He hates opera.
Tom operayı sevmez.Tom hates opera.
Tom operadan nefret ediyor.Tom hates opera.
Mary operadan nefret ediyor.Mary hates opera.
Biz operadan nefret ediyoruz.We hate opera.
Onlar operadan nefret ediyor.They hate opera.
İlk öpücüğümü asla unutmayacağım.I'll never forget my first kiss.
Bir öpücüğe ne dersin?How about a kiss?
Sigara içen bir kişiyi öpmek kül tablası yalamak gibidir.Kissing a person who smokes is like licking an ashtray.
Bu optik bir illizyon.It's an optical illusion.
Böyle bir operasyon ile hangi komplikasyonlar ortaya çıkabilir?What complications can occur with such an operation?
O iyi öpüşür.He's an expert kisser.
O uzman bir öpücü.He's an expert kisser.
Öpüşürken kazara dişleri çarptık.We accidentally bumped teeth while kissing.
Tom'u kaç kez öptün?How many times have you kissed Tom?
Gerçek opaktır ve dolayısıyla algılanamazdır.The truth is opaque and consequently imperceptible.
Geçen gün John ve Alice bakarken Tom Mary'yi öptü.Tom kissed Mary while John and Alice were looking the other way.
Hiç böyle öpülmemişti.She had never been kissed like this.
Hiç böyle öpülmedim.I have never been kissed like that.
Hiç böyle öpülmemiştim.I had never been kissed like that.
Tom kızını alnından kibarca öptü.Tom gently kissed his daughter on the forehead.
Sonra kız beni öptü.Then the girl kissed me.
Opera şarkıcısı boğaz ameliyatıyla iyileştikten sonra sesini dikkatle test etti.The opera singer tested her voice gingerly after recovering from throat surgery.
Onu tutkuyla dudaklarından öptü.He kissed her passionately on the lips.
Daha önce hiç öpülmedim.I had never been kissed before.
Ve sonra o beni tekrar öpmeye başladı.And then he started kissing me again.
Tom gibi bir insan muhtemelen annesinden başka birini öpmemiştir.A person like Tom has probably never kissed anyone other than his mother.
Tom'un müthiş bir öpücü olduğunu duydum.I heard that Tom is a terrific kisser.
Şimdi ihtiyacın olan şeyin bir öpücük olduğunu düşünüyorum.I think that what you need now is a kiss.
Sadece bir öpücüktü.It was just a kiss.