ölmek ile cümle

ölmek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
12
ORT. KELİME
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.Zomrieť na rakovinu a zomrieť na neurologickú chorobu nie je to isté.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.Ο θάνατος από καρκίνο με τον θάνατο από νευρολογική ασθένεια είναι διαφορετικοί.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.Да умреш от рак и да умреш от неврологична болест са две различни неща.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.Смерть від раку і смерть від неврологічних хвороб відрізняються.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.Смерть от рака и смерть от неврологического заболевания отличаются.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.מוות עקב סרטן ומוות עקב מחלה נוירולוגית הם שני דברים שונים.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.الموت من السرطان والموت من مرض عصبي أمران مختلفان.
Kanserden ölmek ve nörolojik hastalık sonucu ölmek farklıdır.状況が違います (テキスト:迎える時期) ただ どちらの場合でも 最期の日々には静かに 安心させてほしいものです
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Această doamnă cu tuberculoză osoasă, lăsată singură într-un cort, va muri împreună cu singura sa fiică.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Cette femme avec une tuberculose osseuse, laissée seule dans une tente, allait mourir seule avec sa fille.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Denna kvinna med XXXX är lämnad ensammen i ett tält, och kommer att dö med sin enda dotter.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Diese Dame mit Knochentuberkulose, allein im Zelt wird mit ihrer einzigen Tochter sterben.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Ennek a hölgynek csontrákja van, magára maradt egy sátorban, ott fog meghalni az egyetlen lányával.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Esta dama con tuberculosis, abandonada en una tienda, iba a morir con su única hija.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.골결핵을 앓고 있는 이 여인은 텐트에 외동딸과 둘만 남겨져 죽어가고 있었습니다.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Kobieta z gruźlicą kości, sama w namiocie, umarłaby wraz z jedyną córką.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Luutuberkuloosia sairastava nainen jätettiin yksin telttaansa kuolemaan ainoan tyttärensä kanssa.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Người phụ nữ này bị bệnh lao, bị bỏ lại một mình cô độc trong lều, đang chuẩn bị chết với cháu gái duy nhất,
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Questa donna, con la tubercolosi ossea, lasciata sola in una tenda, sta morendo con la sua unica figlia.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Táto pani s kostnou tuberkulózou, nechaná v stane osamote, zomrie s jej jedinou dcérou.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Tato žena s kostní tuberkulózou byla opuštěná ve stanu a umírala u své jediné dcery.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Wanita ini punya tulang TB, tinggal sendiri di sebuah tenda, akan meninggal dengan anak tunggalnya.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Αυτή η γυναίκα με φυματίωση στο κόκαλο, μόνη της στη σκηνή, πρόκειται να πεθάνει με τη μοναχοκόρη της.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Жінка з кістковим туберкульозом, залишена у наметі з однією донькою, що мала вмерти.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.Тази жена с туберкулоза на костите, оставена сама в палатка, ще умре с единствената си дъщеря.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.לגברת הזו יש שחפת עצמות, הושארה לבדה באוהל, עומדת למות עם בתה היחידה.
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.هذه السيدة مريضة بمرض السل ,متروكة وحيدة فى خيمة , سوف تموت مع إبنتها الوحيدة .
Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere.一年後の彼女です
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Bodite ne tako dolgo govoriti, sem dolgo umreti, če kaj ti govorijo speak'st ni pravnega sredstva.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Być nie tak długo mówić, pragnę umrzeć, Jeśli to, co ty speak'st nie mówić o lekarstwo.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Não ser tão longo para falar, eu muito tempo para morrer, Se o que tu te explicas não falar de remédio.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Nebuď tak dlho hovoriť, som sa dlho umrieť, Ak to, čo si speak'st nehovorí o nápravu.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Nebuď tak dlouho mluvit, jsem se dlouho umřít, Pokud to, co jsi speak'st nehovoří o nápravu.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Ne olyan sokáig beszélni, én hosszú meghalni, Ha az, amit te speak'st beszélni nem orvosolja.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Ne soyez pas si longtemps de parler; Il me tarde de mourir, si ce que tu parles ne parle pas de remède.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Non essere così tanto tempo per parlare, ho voglia di morire, se ciò che tu speak'st non parlare di rimedio.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.No ser tan larga a hablar, me largo a morir, si lo que tú speak'st no hablar del remedio.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Olla niin kauan puhua; Kaipaan kuolla, jos mitäs speak'st puhu korjaamiseksi.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.말을 그렇게 오래되지 않습니다; 죽는 오래, 그대가 speak'st면 어떻게하면 보상을하지 말게.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Vær ikke så lang tid at sige, jeg længes efter at dø, hvis det, du speak'st taler ikke om afhjælpning.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Var inte så länge att säga, jag längtar efter att dö, om vad du speak'st talar inte om botemedel.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.Wees niet zo lang te spreken, ik verlang te sterven, Als wat gij speak'st geen sprake van te verhelpen.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.לא הייה כל כך הרבה זמן לדבר, אני עוד למות, אם מה אתה מדבר לא speak'st של תרופה.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.لم يمض وقت طويل حتى يكون في الكلام ، وأنا طويلا ليموت ، وإذا ما انت speak'st لا أتكلم من العلاج.
Konuşmak için o kadar uzun değil, ölmek için uzun, Sen speak'st ne varsa çare değil konuşmak.修道士のホールド、娘。私は、希望の種類をスパイか
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Byłeś kandydatem na ofiarę, ale teraz musisz umrzeć.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Du kunde ha blivit ett offer- -men nu måste du dö på direkten.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Du skulle have været et offer, - - men nu må du dø.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Eras un candidato para el sacrificio, pero ahora debes morir.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Era um candidato ao sacrifício, mas tem de morrer, agora.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Olit ehdolla uhriksi- -mutta sinun on kuoltava nyt.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Ήσουν υποψήφιος για θυσία, αλλά πρέπει να πεθάνεις τώρα.
Kurban adayıydın, ama şimdi ölmek zorundasın.Ты был кандидатом в жертвы, но придётся тебе умереть сейчас.
Lütfen! Ölmek üzere!Hän on kuolemaisillaan.
Lütfen! Ölmek üzere!Snälla, hon kommer att dö!
Mutluluğum o kadar büyüktü ki, ölmek istediğimi söyledim.A minha felicidade era tão grande que até disse que queria morrer.
Mutluluğum o kadar büyüktü ki, ölmek istediğimi söyledim.Boldogságom oly határtalan volt, hogy azt mondtam, meg akarok halni.
Mutluluğum o kadar büyüktü ki, ölmek istediğimi söyledim.Ero talmente felice che dissi di desiderare di morire.
Mutluluğum o kadar büyüktü ki, ölmek istediğimi söyledim.Fericirea mea era atât de mare, încât am zis că vreau să mor.
Mutluluğum o kadar büyüktü ki, ölmek istediğimi söyledim."제 행복이 너무 커서 죽어도 괜찮을 정도라고 말했습니다."
İlgili Sayfalar