Stadyumda hava o kadar çok sıcaktı ki öleceğimi sandım.It was so hot in the stadium that I thought I was going to pass out.
John'un babasının bir kalp krizinden dolayı öldüğünü biliyor musun?Do you know John's father died of a heart attack?
John'un babasının bir kalp krizinden dolayı öldüğünü biliyor musunuz?Do you know John's father died of a heart attack?
Lyndon Johnson, John Kennedy öldürüldüğü zaman başkanlığı devraldı.Lyndon Johnson took over presidency when John Kennedy was assassinated.
Jane doğal bir ölümle ölmedi.Jane didn't die a natural death.
Oteller ölü sezonda daha ucuzdur.Hotels are cheaper in the off season.
Beden ölçünüzü biliyor musunuz?Do you know your size?
Şimdi ısınızı ölçeceğim.Now, I'll take your temperature.
Lütfen, babanızın ölümüyle ilgili baş sağlığı dileklerimi kabul edin.Please accept my condolences on the death of your father.
Bu ölçümler planlara uygundur.These measurements conform to the blueprints.
Bu o. Onlar beni öldürecekler.This is it. They're going to kill me.
Bundan benim ölçüme uyan varmı?Do you have this in my size?
Bu ağacın etrafı üç metre ölçülür.This tree measures three meters around.
Bu bomba bir sürü insanı öldürebilir.This bomb can kill many people.
Bu cetvel milimetre olarak ölçeğe sahiptir.This ruler has the scale in millimeters.
Bu cetvelin milimetrelik bir ölçeği vardır.This ruler has the scale in millimeters.
Bu kasaba geceleri gerçekten ölüdür.This town is really dead at night.
Birçok kişi bu alana vuran soğuk hava dalgasında öldü.Quite a few people were killed on the cold wave that hit this area.
Yeryüzünde tek eşitlik ölümdür.The sole equality on earth is death.
Bu fare benim kedim tarafından öldürüldü.This mouse was killed by my cat.
Bu yıllar içerisinde ölümsüz şiirler yazdı.During these years he wrote immortal poems.
Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale.
Bu işlemle ilgili önemli ölçüde bürokrasi vardır.There's a lot of red tape involved in this procedure.
Bu iş beni öldürüyor.This job is killing me.
Bu köpek ölü kadar iyi.The dog is as good as dead.
Ağrı beni öldürüyor.The pain is killing me.
Ölen annemi düşünmeden bu resme bakamam.I cannot look at this picture without thinking of my dead mother.
Bu çiçekler ölüyor.These flowers are dying.
Fare ölü mü yoksa canlı mı?Is the mouse dead or alive?
Bu ölçü benim için çok büyük.This size is too large for me.
Burada bir sürü asker öldürüldü.A lot of soldiers were killed here.
Burası onun kendini öldürdüğü yer.This is the place where he killed himself.
Bunun onun öldüğü yer olduğuna inanılıyor.This is believed to be the place where he died.
Burası yazarın kendini öldürdüğü odadır.This is the room where the author killed himself.
Büyük ayıyı bu şekilde öldürdü.This is how he killed the big bear.
Başkan Kennedy öldürüldü ama onun efsanesi sonsuza kadar yaşayacak.President Kennedy was killed, but his legend will live on forever.
Yaralı, hastaneye ve ölü ise kiliseye kaldırıldı.The injured were carried to the hospital, and the dead to the church.
Cookie'nin annesi kanserden öldü.Cookie's mother died of cancer.
Mesih biz zamanlar tüm insanlar için öldü.Christ died once for all humans.
Zavallı kedi açlıktan ölmenin eşiğindeydi.The poor cat was on the verge of starvation.
Zavallı kız ölümün eşiğindeydi.The poor girl was on the point of death.
Açlıktan ölüyorum.I'm starved.
Babanızın bir trafik kazasında öldüğünü size bildirmem söylendi.I was told to inform you that your father was killed in an accident.
Nerede vakit öldürüyordun?Where were you loafing?
Beni öldürmeye çalışıyorsun.You are trying to kill me.
Büyükanne beklenmedik bir şekilde öldüğünde aile derinden sarsıldı.The family was shook up when the grandmother died unexpectedly.
Oğlumuz eylemde öldürüldü.Our son was killed in action.
Bel ölçün nedir?What is your waist size?
O, eşi trafik kazasında ölen adam mı?Is that the man whose wife was killed in the car accident?
Bir gün kendini öldürdü.One day he killed himself.
Belirli bir ölçüde ona güvenebilirim.I can trust him to a certain extent.
Bir ölçüde söylediklerine katılıyorum.I agree with what you say to some extent.
Bir ölçüde seninle aynı fikirdeyim.I agree with you to a certain extent.
Bir ağaç ölürse yerinde bir başkası yetişir.If a tree dies, plant another in its place.
Bir araştırmaya göre her yıl 53.000 Amerikalı pasif içicilik sonucu ölüyor.A study reports that 53,000 Americans die each year as a result of secondhand smoke.
Apollo programı uzay hakkındaki bilgimizi büyük ölçüde ilerletti.The Apollo program greatly advanced our knowledge of space.
Afrika'da fırtına sebebiyle birçok kişi öldü.Many people in Africa were killed as a result of the storm.
Afrikada ki çoğu çocuk açlıktan ölüyor.Many children die of starvation in Africa.
O uçağa binseydim, şimdi ölürdüm.If I had taken that plane, I would be dead now.
O adam bir hafta önce akciğer kanserinden öldü.That man died of lung cancer a week ago.