Marangoz döşemeyi ölçüyor.The carpenter is measuring the floor.
Aile, genç çocuklarının trajik ölümünün yasını tuttu.The family mourned the tragic death of their young child.
Millet kralın ölümünün yasını tuttu.The nation mourned the death of the king.
Birkaç Amerikan başkanı öldürüldü.Several American presidents were murdered.
Onun ölüm sırrı asla çözülmedi.The mystery of her death was never solved.
Sen hiç öldükten sonra organlarını bağışlamayı düşündün mü?Have you ever thought about donating your organs after you die?
Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?Have you ever thought about donating your organs after you die?
Öldükten sonra organlarını bağışlamayı hiç düşündün mü?Have you ever thought about donating your organs after you die?
Zehir sizi öldürebilir.Poison can kill you.
Anneannemin ölümü büyük bir şok oldu.My grandmother's death was a big shock.
Zengin ülkelerde, çok az sayıda insan açlıktan ölüyor.In rich countries, few people starve.
Kurak bir yıldı, ve birçok hayvan açlıktan öldü.It was a dry year, and many animals starved.
Benim hesap makinesindeki piller ölü.The batteries in my calculator are dead.
Sigara içmek öldürür.Smoking kills.
İki erkek kardeş öldü.The two brothers have died.
Caz ölmedi, sadece komik kokuyor.Jazz isn't dead, it just smells funny.
Elektrikli arp çalarken, o elektrik çarpmasından öldü.He was electrocuted while playing the electric harp.
Dedem doğduğu aynı odada öldü.My grandfather died in the same room in which he was born.
Onun bu adamları öldürdüğünü zannetmiyorum.I don't think he killed those men.
Bu kitap, ölümünden sonra yayımlandı.The book was published posthumously.
Komşumun köpeği öldü.My neighbor's dog is dead.
Şerefsizlikten önce ölüm!Death before dishonor!
Beni sözlerle öldürün.Kill me with words!
Hemşire tansiyonumu ölçmek için tansiyon aleti kullandı.The nurse used a sphygmomanometer to check my blood pressure.
Ölüm kesin, sadece zaman kesin değil.Death is certain, only the time is not certain.
Şenlen ki neşesiz ölme.Rejoice, lest pleasureless ye die.
O ölmeden bir hafta önce vasiyetini değiştirdi,bütün servetini köpeği Pookie'e bıraktı.A week before she died she changed her will and left her entire fortune to her dog Pookie.
Arılar neden soktuktan sonra ölürler?Why do bees die after stinging?
Ben ölürsem çocuklarıma kim bakar?Who would look after my children if I died?
Herkes ölmeli.Everyone must die.
O kişi öldü.That person died.
Neyse ki ölen olmadı.It was lucky that nobody died.
Babam, ben doğmadan önce öldü.My dad died before I was born.
Kalp krizlerinin doğanın size öleceğinizi söyleme şekli olduğunu hep düşünürdüm.I always thought that a heart attack was nature's way of telling you you're going to die.
Her zaman bir kalp krizinin öleceğinizi size söylemenin doğal yolu olduğunu düşündüm.I always thought that a heart attack was nature's way of telling you you're going to die.
Mızrağın ucu, ölümcül bir zehire batırıldı.The tip of the spear was dipped in a deadly poison.
O, ölüm döşeğinde dinine kavuştu.He got religion on his deathbed.
Yılın aynı zamanında farklı yerlerdeki sıcaklık önemli ölçüde değişebilir.The temperature in different places can vary greatly at the same time of year.
Bu adam ölü.This man is dead.
Ben ölünce kim ağlayacak?Who will weep when I die?
Avcı, tilkiyi vurarak öldürdü.The hunter shot the fox dead.
Ölüm herkesin kaderidir.Death is everyone's fate.
Kaplan öldürüldü.The tiger was killed.
Kendini öldürtme.Don't get yourself killed.
Bir insanın ölümü trajedi, milyonlarca kişinin ölümü bir istatistik.The death of one man is a tragedy, the death of millions is a statistic.
Bir farenin sadece tek bir deliği varsa, kısa sürede ölür.If a mouse only has one hole, it will soon perish.
Doğmak, evlenmek ve ölmek, her zaman para getirir.Be born, get married, and die; always bring money.
Onun babası geçen yıl öldü.His father passed away last year.
Bir pusuda trajik bir ölümle karşılaştı.He met with a tragic death in an ambush.
Her zaman ölmeden önce bir Esperanto kongresi görmek istedim.I always wanted to see an Esperanto convention before I die.
Tanrı senin ölümlü ruhuna yardım eder.God help your mortal soul.
Ne yazık ki birçok Japon öldü.Sadly, many Japanese people died.
Bilimsel yöntem, ölçülebilir belirsizlikleri açıklar.The scientific method accounts for measurable uncertainties.
Ben seninle evlenmektense ölmeyi tercih ederim!I'd rather die than marry you!
Yüz savaşçıdan on tanesi yaralanmamış olarak geri geldi; gerisi öldü.Of one hundred warriors, ten came back uninjured; the rest died.
Teslim olmak zorundaysam, ölmeyi tercih ederim.If I had to surrender, I'd rather choose death.
Ölümden korkuyor musunuz?Are you afraid of death?
Ölümden korkuyorsun.You are afraid of death.
Biz ölümden korkuyor muyuz?Are we afraid of death?
Biz ölümden korkuyoruz.We are afraid of death.