ödemek ile cümle

ödemek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
O zaman,komisyon ücreti (välityspalkkio) ödemek zorunda kalmazsınız.В таком случае вам нет необходимости платить комиссионные вознаграждение (välityspalkkio).
O zaman,komisyon ücreti (välityspalkkio) ödemek zorunda kalmazsınız.حينئذ لا تكون بحاجة إلى أن تدفع عمولة السمسار (välityspalkkio).
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.Au centre médical privé, le client doit payer tous les frais.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.En los centros médicos privados, el paciente deberá pagar las atenciones médicas recibidas.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.På en privat hälsostation måste kunden själv betala samtliga kostnader.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.Yksityisellä terveysasemalla asiakkaan täytyy maksaa kaikki kulut itse.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.В частной клинике пациент оплачивает все услуги самостоятельно.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.في العيادة الصحية الخاصة يتوجب على الزبون أن يدفع كافة التكاليف بنفسه.
Özel sağlık merkezinde tüm masrafları müşterinin kendisi ödemek zorundadır.任何人都可前往私人医疗中心就诊。私人医疗保健服务同样适合那些无法享受芬兰公众医疗保健服务的人士。私人医疗费用由患者本人承担。
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -그렇다면, 당신은 누군가에게 평균적으로 30센트를 얻기 위해 35센트를 줄 것인가요?
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -35セントを支払いたいと思うかい? 嫌だね。そんなことはしたくない。
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -Chtěli byste někomu dát 35 centů, abyste pak dostali v průměru 30?
- Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -Er det smart at betale 35 øre for at vinde 30 øre? .
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -Ora, tu daresti 35 centesimi per ricevere in media 30 centesimi?
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -Teraz, czy chciałbyś dać komuś 35 centów, aby średnio dostać 30 centów?
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -Така, бихте ли дали на някого 35 цента, за да получите средно 30 цента?
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -То чи бажаєте ви віддавати комусь 35 центів, аби усереднено отримати назад 30 центів?
Peki, ortalama 30 kuruş kazanmak için birisine 35 kuruş ödemek ister miydiniz? -עכשיו, האם היית רוצה לשלם למישהו 35 סנטים, כאשר הממוצע של הזכייה הוא 30 סנטים?
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.Jos et ilmesty paikalle etkä ole perunut varattua aikaa, joudut maksamaan korvausta.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.Om du inte kommer och inte heller har avbokat din tidsbeställning måste du betala en avgift.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.Si deja pasar la cita sin anularla, se le exigirá el pago de una cantidad en concepto de compensación.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.Если вы не приходите на приём и не отменяете визит, вы оплачиваете штраф.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.إذا لم تحضر إلى المكان ولم تقم بإلغاء الموعد الذي تم حجزه فستلزم بدفع تعويض.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.فمن المهم أن تقوم بإلغاء الزيارة في الوقت المحدد عادةً في اليوم السابق للموعد.
Randevuya gelmez veya iptal etmezseniz tazminat ödemek zorunda kalırsınız.预约好看病时间后,请准时前往医院就诊。如果无法按时就诊,请务必及时取消预约。通常您可以在提前一天取消预约。如果没有取消预约,而又无法按时就诊,您将必须支付罚金。
Robert olması durumunda, sözleşme onun banka 10.000 £ ödemek için umut verici işaretler,במקרה של רוברט, החוזה שנחתם מבטיח לשלם לבנק 10,000 שקלים
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Daca nu il gasesti, o sa trebuiasca sa il platesti.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Jeśli go nie znajdziesz, bedziesz musiała za niego zapłacic.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Kalau kau tidak menemukannya, kau harus membayar untuk jam itu.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın. Şimdi ne yapacaksın?Se non lo trovi, dovrai pagare per l'orologio. <br />Che cosa hai intenzione di fare adesso?<br />
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın. Şimdi ne yapacaksın?اذا لم تعثري عليها , ستدفعين ثمنها , ما الذي ستفعلينه الان ؟
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Si tu ne la retrouve pas, tu devras la payer.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Wenn du sie nicht findest musst du sie bezahlen.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Αν δεν το βρεις, θα πρέπει να το πληρώσεις.
Saati bulamazsan parasını ödemek zorundasın.Если ты не найдешь их, то тебе придется за них заплатить.
Sadece onlar yasal bir yükümlülük--veya yükümlülük sahibi gösterir ... gelecekte bir noktada para ödemek için.-- att återbetala någon gång i framtiden.
Sadece onlar yasal bir yükümlülük--veya yükümlülük sahibi gösterir ... gelecekte bir noktada para ödemek için.Jde o pouhý zápis, že má zákonnou povinnost -- či závazek --tyto peníze vám někdy v budoucnu splatit.
Sadece onlar yasal bir yükümlülük--veya yükümlülük sahibi gösterir ... gelecekte bir noktada para ödemek için.-- tai vastattava --- maksaa tuo määrä rahaa sinulle tulevaisuudessa.
Sadece onlar yasal bir yükümlülük--veya yükümlülük sahibi gösterir ... gelecekte bir noktada para ödemek için.Απλά δείχνει το ποσό που είναι υποχρεωμένη η τράπεζα να μας επιστρέψει κάποια στιγμή στο μέλλον.
Sadece onlar yasal bir yükümlülük--veya yükümlülük sahibi gösterir ... gelecekte bir noktada para ödemek için.А просто показва че, те имат законно задължение да ти върнат парите по някое време в бъдещето.
Sana geri ödemek istedim, hepsi bu.Je voulais juste te rendre la pareille, c'est tout.
Sana geri ödemek istedim, hepsi bu.Sólo quería devolverte el favor, eso es todo.
Sana geri ödemek istedim, hepsi bu.Tôi chỉ muốn đền đáp chút ít cho anh, thế thôi.
Sana geri ödemek istedim, hepsi bu.Искам да ти се отплатя, това е всичко.
Sana geri ödemek istedim, hepsi bu.Я хотела расплатиться с тобой. Вот и всё.
Senin derdin ne? O herhangi bir daha onu ödemek için çok aptal. Evet ...대체 뭐가 문제야? 그는 그것이 덜 그에게 돈을 지불할 너무 멍청합니다. 네 ...
Senin derdin ne? O herhangi bir daha onu ödemek için çok aptal. Evet ...מה לא בסדר איתך? הוא מטומטם מכדי לשלם לו פחות. כן ...
Senin derdin ne? O herhangi bir daha onu ödemek için çok aptal. Evet ...だからあなたの計画は? 私の計画は私がするすべてのも最初のものです
Senin derdin ne? O herhangi bir daha onu ödemek için çok aptal.Τι κάνει λάθος με σας; Είναι πολύ χαζοί για να του καταβάλει το λιγότερο.
Şimdi diyelim ki her gün ödemek istiyorsunuz. -매일 갚을 기회를 얻는다고 즉 매일 복리를 취한다고 가정해 봅시다
Şimdi diyelim ki her gün ödemek istiyorsunuz. -Ας υποθέσουμε ότι θέλετε να πληρώνετε κάθε μέρα.
Şimdi diyelim ki her gün ödemek istiyorsunuz. -حسناً، دعونا نفترض انني اريد ان اركب --دعونا نفترض انك تريد ان تدفع في كل يوم
Şimdi diyelim ki her gün ödemek istiyorsunuz. -毎日支払いたいとします。 あなたは、毎日支払う手法を欲しいと思い、 私は同意します、
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Én vagyok így New Yorkban a déli vonat, mint én, hogy látogasson el Sing-Sing börtönben.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Ich verlasse New York von der Mittagszeit trainieren, wie ich zu einem Besuch nach Sing-Sing haben Gefängnis.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Ik verlaat New York door de trein 's middags, als ik een bezoek te brengen aan Sing-Sing gevangenis.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Jag lämnar New York från middagstid tåget, som jag måste betala ett besök på Sing-Sing fängelse.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Jaz sem zapušča New York, ki jih opoldne vlakom, kot sem moral plačati na obisku v Sing-Sing zaporu.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Jeg forlader New York ved middagstid tog, som jeg er nødt til at betale et besøg i Sing-Sing fængsel.
Sing-Sing bir ziyaret ödemek zorunda "Ben, öğle trenle New York'a gidiyorum hapishane."Je pars à New York par le train de midi, comme je dois payer une visite à Sing-Sing prison.
İlgili Sayfalar