Ana içeriğe geç
Sözlük

öd ile cümle

öd kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Bu oteldeki odalar o oteldeki odalar kadar temiz değil.The rooms in this hotel are not as clean as the rooms in that hotel.
Bu çizgi roman kitabını onun kız kardeşinden ödünç aldım.I borrowed this comic book from his sister.
Oda tıka basa doluydu.The room was packed.
Ev ödevini tek başına mı yaptın?Did you do the homework by yourself?
Dört odalı daire kiraladı.She rented a four-room apartment.
Bay Sato'nun odadan ayrıldığını gördük.We saw Mr. Sato leave the room.
Ev ödevini kendin mi yaparsın?Do your homework by yourself.
Bana verebildiğin kadar çok para ödünç ver.Lend me as much money you can.
O, geçen hafta ödül kazandı.He won the prize last week.
Üst kattaki odayı bir öğrenciye kiraladılar.They rented the upstairs room to a student.
Ona 10,000 dolar ödendi.He was paid 10,000 dollars.
Birincilik ödülünü kazanabilir gibi görünüyor.It looks like he might win first prize.
Bunu ödeyecekler mi?Will they pay it?
Bir yatak odası ayırtmak istiyorum.I'd like to book a bedroom.
Bana ödünç verebileceğin 5,000 yen'in var mı?Do you have 5,000 yen you could lend me?
Tom odaklanmış.Tom is focused.
Bisikletini bana ödünç verebilir misin?Can you lend me your bicycle?
Otel bana oda için 8.000 yen ödetti.The hotel charged me 8,000 yen for the room.
Eğer gerekliyse, özel bir ücret ödemeye hiçbir itirazım olmaz.If necessary, I have no objection to paying a special fee.
Tom ödeme olmadan askıya alındı.Tom has been suspended without pay.
Bu odanın yönü harika.This room's orientation is great.
Bu odanın konumu harika.This room's location is great.
Tom ve Mary bir odayı paylaştılar.Tom and Mary shared a room.
Bay Yamada bize her gün bir sürü ev ödevi verir.Mr. Yamada gives us a lot of homework every day.
Odadan ayrıldığınızda lütfen ışığı kapatın.Please turn off the light when you leave the room.
Odayı terk etmeden önce lütfen ışıkları söndürün!Please turn off the light before leaving the room.
Mary ve kocası 1903 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü aldılar.Mary and her husband received the Nobel Prize in Physics in 1903.
Ne kadar meşgul olduğun önemli değil, ödevini yapmak zorundasın.No matter how busy you are, you have to do your homework.
Eğer boş zamanınız varsa, onu kullanın ve ev ödevinizi yapın.If you have any free time, use it and do your homework.
Bana ödünç verdiğin dergi çok ilgi çekici.The magazine you lent me is very interesting.
Ondan ödünç aldığım motosiklet bozuldu.The motorcycle I borrowed from him broke down.
Tom oda arkadaşını gizlice gözetledi.Tom spied on his roommate.
Biz her zaman daha fazla ödemek zorundayız.We always have to pay more.
Kendi odamı istiyorum.I want my own room.
Sessiz olduğun sürece bu odada kalabilirsin.As long as you keep quiet, you can stay in this room.
Tom'un odasını temizlemesi gerekiyor.Tom needs to clean his room.
Tom odasını temizlemeli.Tom needs to clean his room.
Ay, odayı aydınlatıyor.The moon is lighting the room.
Ben odamı temizlemek niyetindeyim.I intend to clean my room.
Tom ödevini bitirdiği için yatmaya gitti.Since he'd finished his homework, Tom went to bed.
Tom ödevini bitirdi, bu nedenle yatmaya gitti.Tom finished his homework, so he went to bed.
Oda çok karanlık ve ürkütücü görünüyor.The room seems awfully dark and spooky.
Odamı aradım.I looked for my room.
Bir mum odayı aydınlattı.A candle lighted the room.
Sana erkek kardeşimin kitaplarından bazılarını ödünç vereceğim.I'd lend you some of my brother's books.
Kaybettiği parayı geri getiren kim olursa olsun ödül verilecek.A reward will be paid to anyone who brings back the money that he lost.
Ödevimi yaptıktan sonra arkadaşlarımla futbol oynadım.After I did my homework, I played football with my friends.
Tom odaklanmış değil.Tom is not focused.
Bay Lee'nin çocuklarına oda ve yiyecek karşılığında İngilizce öğretiyorum.I teach Mr. Lee's children English in exchange for room and board.
Bir otel odasına dünya kadar para vermek istemiyorum.I don't want to pay through the nose for a hotel room.
Ona geri ödemeliyim.I need to repay her.
Benim odamda ne halt ediyorsun?What in the hell are you doing in my room?
Mary borçlarını ödemek için bankadan kredi çekti.Mary took out a loan in order to pay her debts.
Su balık için neyse, hava da insan için odur.Air is to men what water is to fish.
Ürünü nakit olarak ödemek için yeterli param yok.I don't have enough money to pay for the product in cash.
Arabayı arkadaşından ödünç aldı.He borrowed the car from his friend.
İstersen sana bir tane ödünç verebilirim.I can lend you one if you want.
Öğle yemeğini ben ödeyeceğim.I'll pay for lunch.
Kim faturayı ödemeyi durdurdu?Who ended up paying the bill?
Lütfen odama girin.Please come into the room.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod