Bana sözlüğünü ödünç ver, lütfen.Lend me your dictionary, please.
Sözlüğünü bana ödünç ver, lütfen.Lend me your dictionary, please.
Lütfen sözlüğünü bana ödünç ver.Lend me your dictionary, please.
Bana bisikletini ödünç ver.Lend me your bicycle.
Şemsiyeni ödünç alabilir miyim.Can I borrow your umbrella?
Size istikrarlı bir taban maaş artı satış komisyonu ödenecektir.You will be paid a stable base salary plus commissions on sale.
Evinin ikinci katında kaç oda vardır?How many rooms are there on the second floor of your house?
Bana kurşun kalemini ödünç verir misin?Will you lend me your pencil?
Plaklarından bazılarını bana ödünç verebileceğini düşünüyor musun?Do you think you could lend me some of your records?
Ben size mi yoksa kasiyere mi ödeme yapayım.Do I pay you or the cashier?
Benim ev ödevimde senin bana yardım etmeni istedim.I wanted you to help me with my homework.
Sana bu kitabı ödünç veremem.I can't lend you this book.
Size ne kadar ödeme yapacağımız, yeteneğinize bağlıdır.How much we pay you depends on your skill.
Önümüzdeki hafta geri getirmen şartıyla kitabı sana ödünç vereceğim.I'll lend you the book, provided you return it next week.
Sen odadan çıktın.You came out of the room.
Arabasını ödünç aldığın adamın adı nedir?What's the name of the man whose car you borrowed?
Birincilik ödülünü ya sen ya da ben alacağım.Either you or I will get the first prize.
Ya sen ya da ben birincilik ödülünü alacağım.Either you or I will get the first prize.
Bana ödünç verdiğin dergi çok ilginç.The magazine which you lent me is very interesting.
Bana ödünç para verdiğin için naziksin.It is kind of you to lend me the money.
Senden elli dolar ödünç almak istiyorum.I would like to borrow fifty dollars from you.
Odama geldin.You came into my room.
Adres defterimi odamda bıraktım.I left my address book in my room.
Onun çalıştığı ofis odur.That is the office where he works.
Bunu kredi kartımla ödemek istiyorum.I'd like to pay for this with my Visa card.
Saat tam sekizde kahvaltıyı odamda istiyorumI'd like breakfast in my room at 8 sharp.
Bu oda 839'dur.This is Room 839.
Bu, Oda 839.This is Room 839.
Senden beş pound ödünç alabilir miyim?Can I borrow five pounds from you?
500 Yen ödünç verebilir misiniz?Can you lend me 500 yen?
O dört odalı bir daire kiraladı.She rented a four-room flat.
4, 6 ya da 12 ödeme yapabilirsin.You can make 4, 6 or 12 payments.
Üç çocuktan her biri bir ödül aldı.Each of the three boys won a prize.
Üç ve dört arasında odama gel.Come to my room between three and four.
Oda 360 için bir yedek anahtar alabilir miyim?May I borrow a duplicate key for Room 360?
Oda 305'e kahvaltımı getirir misin?Could you bring my breakfast to room 305?
İki odalı bir daire kiralamak istiyorum.I want to rent an apartment with two rooms.
İki kişilik bir odan var mı?Do you have a double room?
Üst katta iki yedek odamız var, bunlardan hiçbiri yıllardır kullanılmıyor.We have two spare rooms upstairs, neither of which has been used for years.
Lütfen iki aylık kira depozitosu öde.Please pay a deposit of two month's rent.
Lütfen oda 213'ün önünde bekleyin.Please wait in front of Room 213.
Birkaç yıl önce, bizim odanın içinde az miktarda mobilya vardı.A few years ago, our room had little furniture in it.
Birkaç günlüğüne arabanı bana ödünç vermenin bir sakıncası olup olmadığını merak ediyorum.I wonder if you would mind lending me your car for a couple of days.
Birincilik ödülünü kazanan Janet'ti.It was Janet that won first prize.
Birincilik ödülünü kazandım.I've won first prize!
Bir saat içinde ödevimi bitirmem gerekiyor.I must finish my homework in an hour.
Neden bir odayı paylaşmıyoruz?Why don't we share a room?
Lütfen bu hesabı 28 Ekim 1998'e kadar ödeyin.Please settle this account by October 28, 1998.
Andou 1995 yılında mimarlığın en prestijli ödülünü aldı.In 1995, Andou received architecture's most prestigious award.
1979'da Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü kazandı.In 1979, Mother Teresa won the Nobel Peace Prize.
Martin Luther King 1964 yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazandı.In 1964, Rev. King won the Nobel Peace Prize.
On beş yaşındayken kendime ait bir odam vardı.When I was fifteen, I got a room of my own.
On kişilik bir tatami odan var mı?Do you have a tatami room for ten people?
On takım ödül için yarıştı.Ten teams competed for the prize.
Bana 10 sent ödünç verebilir misin?Can you lend me a dime?
Oda 105 nerede?Where is Room 105?
Mary "Gizli aşk" adlı kompozisyonu için bir ödül aldı.Mary received an award for her composition called "Secret love".
"İngilizce ödevime yardım edecek misin?" "Tabii ki de.""Will you help me with my English homework?" "Certainly."
"İngilizce ödevimde bana yardım eder misin?" "Elbette.""Will you help me with my English homework?" "Certainly."
"Bir otel odası rezervasyonu yaptınız mı?" "Henüz değil, üzgünüm.""Have you reserved a hotel room?" "Sorry, not yet."