Hindistan ve Türkiye, etnik, dinsel ve dilsel çoğulculuğa dayanan seküler demokrasilerdir.India and Turkey are both secular democracies, based on ethnic, religious and linguistic plurality.
Québec toplumu, bugün kendini çoğulcu bir toplum olarak tanımlamaktadır.Today, Kladow describes itself as a village in a city of millions.
Gazete bağımsız basını, insan haklarına saygıyı, siyasi çoğulculuğu ve demokrasiyi destekler.It supports press freedom, respect for human rights, political pluralism and democracy.
Parti kendisini demokrat, katılımcı, çoğulcu ve hümanist olarak betimlemektedir.Currently, it describes itself as Basque, democratic, participatory, plural, and humanist.
1993 yılında Yeni Zelanda dar bölge sistemini terk ederek çoğulcu temsil sistemine geçiş yapmıştır.In 1992, New Zealanders voted to change to the Mixed Member Proportional (MMP) system.
Hikaye, siyasi çoğulculuğun temel bir platformu üzerinde durmaktadır.The story rests on a fundamental platform of political pluralism.
Bu hassas konular arasında LGBT, çoğulculuk, cinsel taciz ve vücut titremesi bulunmaktadır.These sensitive topics include LGBT, pluralism, sexual abuse, and body shaming.
Haraszti, Kosova basınının tarafsızlık ve çoğulculuktan yoksun olduğunu da ifade etti.The media in Kosovo, Haraszti added, had shown a lack of objectivity and pluralism.
Makedonya'nın ilk çoğulcu parlamentosu Ocak 1991'de bir Bağımsızlık Deklarasyonu kabul etti.Macedonia's first pluralist parliament adopted a Declaration of Independence in January 1991.
Makedonya'daki siyasi çoğulculuğun kısa tarihi, anlaşmazlıklarla bir muamma haline gelmiş.The short history of Macedonia's political pluralism is riddled with controversy.
Atalay'a göre, meclisin gündeminde daha çoğulcu bir medya yapısının meydana getirilmesi yer alıyor.According to Atalay, creating a more pluralist media structure is on parliament's agenda.
En yüksek puanlar seçim süreci ve çoğulculuktan geldi.Their highest marks are for electoral process and pluralism.
Çoğulculuk ile dualite mantıksal bir yanılgı olarak kabul edilir.Duality with pluralism is considered a logical fallacy.
Çoğul oylama sistemi Çoğulcu oylama Oylama sistemiPlurality voting system Plurality-at-large voting Plurality opinion Voting system
Bu, Irak'taki siyasi çoğulculuğun bir parçası olmayabilir."This may not be part of the political pluralism in Iraq."
Çoğulculuk ve düşünce özgürlüğüne dayalı demokratik ilkeleri vurgular.It stresses democratic principles based on pluralism and freedom of thought.
Ataullah Sıddık (dini çoğulculuk ve inançlar arası ilişkilerde okutman)[1]Ataullah Siddiqui (reader in religious pluralism and inter-faith relations)[15]
ICAPE misyonunu "ekonomide çoğulculuğu teşvik etmek" olarak tanımlamaktadır.ICAPE defines its mission as "promoting pluralism in economics."
Çoğulcu metafizikPluralistic metaphysics
Dupré, yaygın indirgemecilik kavramına karşı çoğulcu bir bilim modelini savunur.Dupré advocates a pluralistic model of science as opposed to the common notion of reductionism.
Çoğulcu cehalet kavramı, Daniel Katz ve Floyd H. Allport tarafından 1931 yılında ortaya atılmıştır.Geprägt haben den Begriff Daniel Katz und Floyd Allport 1931.
Amacını "barış ve diyalog ortamında demokratik ve çoğulcu bir Suriye kurmak" olarak açıklamıştır.Das Ziel sei „eine offene, vielfältige und plurale Volkswirtschaftslehre“.
Özgürlük ve basın kuruluşların çoğulculuğuna saygı duyulmalıdır.Die Freiheit der Medien und der Presse werden garantiert.
Bazı görüşlere göre gerçek bir çoğulcu demokrasiye geçişin ara formudur.Para algunos investigadores, se considera el verdadero inicio de una democracia.
Gazete bağımsız basını, insan haklarına saygıyı, siyasi çoğulculuğu ve demokrasiyi destekler.Supporta la libertà di stampa, il rispetto per i diritti umani, il pluralismo politico e la democrazia.
Zamanla İsrail halkı çoğulculaştı ve kültür mozaiği bir çoğulcu kültür içinde eridi.Infine, le società europee si stanno trasformando in mosaici pluriculturali.
Gazete bağımsız basını, insan haklarına saygıyı, siyasi çoğulculuğu ve demokrasiyi destekler.الصحيفة تدعم حرية الصحافة واحترام حقوق الإنسان والتعددية السياسية والديمقراطية.
Çoğulcu cehalet kavramı, Daniel Katz ve Floyd H. Allport tarafından 1931 yılında ortaya atılmıştır.اُستخدم مصطلح " تجاهل الأغلبية" بواسطة دانيل كاتز وفلويد اتش آلبورت في عام 1931.
Çok partili sistemler demokratik ve çoğulcu modellerdir.بطرق مقبولة في نظام ديمقراطي تعددي...
Tersine bütün antagonizmaların ifade edilebileceği radikal agonistik çoğulculuk demokrasisini savundular.Zij pleiten voor een radicale democratie waarin uiteenlopende tegenstellingen tot uitdrukking kunnen komen.
Gazete bağımsız basını, insan haklarına saygıyı, siyasi çoğulculuğu ve demokrasiyi destekler.Wspiera wolność prasy, poszanowanie praw człowieka, pluralizm polityczny i demokrację.
Çoğulcu bakış açısı Montesquieu ve Locke'a dayandırılır.Propagował idee Locke'a i Monteskiusza.
Çoğulcu sistemde partilerin liste başı adaylarının seçilme ihtimalleri daha yüksektir.Na serverové karty jsou pochopitelně kladeny daleko větší nároky.
Çoğulculuk ve özel alan suçtur.Sunt diversificate, specifice câmpiei.
Çoğulcu demokrasi ilkesi benimsenmiştir.Monipuoluejärjestelmää pidetään demokratian lähtökohtana.
Özgürlük ve basın kuruluşların çoğulculuğuna saygı duyulmalıdır.Det må være tale- og pressefrihet.
1993 yılında Yeni Zelanda dar bölge sistemini terk ederek çoğulcu temsil sistemine geçiş yapmıştır.I 1993 trakk Nord-Korea seg fra Ikkespredningsavtalen.
Çoğulcu cehalet kavramı, Daniel Katz ve Floyd H. Allport tarafından 1931 yılında ortaya atılmıştır.Khái niệm được phổ biến bởi Daniel Katz và Floyd H. Allport vào năm 1931.
Katılımcı, çoğulcu demokrasiyi uygulamaya yönelik bir çaba içine girer.これらの政党は、キューバにおける多元的民主主義の実現を目指す運動を推進している。
Çoğulculuk ve özel alan suçtur.Това е екзотичен и много специфичен винен сорт.
Özgürlük ve basın kuruluşların çoğulculuğuna saygı duyulmalıdır.Отстоява свободата на словото и печата.
Québec toplumu, bugün kendini çoğulcu bir toplum olarak tanımlamaktadır.Cinacari su danas narod koji nestaje.
1989 başında çoğulcu sendikacılık kabul edildi ve iki meclisli bir parlamento kuruldu.1989. aasta lõpus hülgas marksismi ja korraldas esimesed mitmeparteilised valimised.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Ale każdy ma - i wierzę w pluralistyczne społeczeństwo - każdy na coś stawia.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Ale každý musí - a já věřím v pluralitní společnost - každý vsází na něco.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Dar oricine are -- iar eu cred într-o societate pluralistă -- toată lumea mizează pe ceva.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Ja verím v pluralitnú spoločnosť, každý vsádza na niečo.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Jeder von uns - und ich glaube an eine pluralistische Gesellschaft - jeder wettet auf irgendetwas.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.하지만 모든 사람들은 -- 전 다원적 사회를 믿습니다 -- 모두 다 다른 무언가에 베팅을 하고 있죠
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Maar iedereen -- in een pluralistische maatschappij -- zet zijn zinnen ergens op.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Mais tout le monde a -- et je crois dans une société pluraliste -- tout le monde mise sur quelque chose.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Ma ognuno, ed io credo in una società pluralista, ognuno sta puntando su qualcosa.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Tény, hogy - bár hiszek a plurális társadalomban - mindenki felteszi az életét valamire.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Αλλά όλοι έχουν -- και πιστεύω σε μια πλουραλιστική κοινωνία -- όλοι ποντάρουν πάνω σε κάτι.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Але в кожного — і я вірю в плюралістичне суспільство — в кожного є своє, чому присвятити себе.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Но всеки - и вярвам, че има болшинство всеки залага на нещо.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.Но каждый человек -- и я считаю, что в плюралистическом обществе -- каждый делает ставку на что-то.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.אבל לכולם יש -- אני מאמין בחברה פלורליסטית -- כולם מהמרים על משהו.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.لكن الجميع يفعل -- وأنا أؤمن بالمجتمع المتعدد -- الجميع يراهن بحياته على شئ ما.
Ama bunu herkeste yapar -- ben çoğulcu bir topluma inanırım -- herkes bir şey üzerine oynuyor.皆が人生を何かに賭けていると 私は信じています 私が教会を始めた時