çal ile cümle

çal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Biraz İngilizce öğrenmeye çalışın.Try to learn a little English.
Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.Before going to work in Paris, I must brush up on my French.
Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.Before going to work in Paris, I have to brush up on my French.
O, masasında çalışıyor.He is studying at his desk.
Bay Sato hafta sonlarında okçuluk çalışması yapar.Mr. Sato practices archery on weekends.
Onun erkek kardeşi çok çalışır.His brother studies very hard.
Benim canım çalışmak istemiyor. Onun yerine bir sinemaya gitmeye ne dersin?I don't feel like working. How about going to a movie instead?
Başarılı olmayı planlıyorsan, daha çok çalış.Work harder if you plan to succeed.
Oğlum komik hikayelerin anlatıcısı olmak için çalıştı.My son tried to become a teller of funny stories.
Bizim buzdolabı çalışmıyor.Our refrigerator isn't working.
Yönetici ve moderatörler en iyi dil aracı Tatoeba Project için çalışıyorlar.Administrator and moderators are working for the best language tool, Tatoeba Project.
Eylül sonuna kadar bir kitapçıda tam gün çalışıyorum.I'm working full time in a bookshop until the end of September.
Ben çok sosyal değilim, ama bir çaba sarfetmeye çalışıyorum.I'm not very social, but I try to make an effort.
Biraz daha dikkatli çalışır mısın?Do your work with more attentiveness.
Piyano çalabilirim.I can play the piano.
Roger şafaktan alacakaranlığa kadar çalışır.Roger works from dawn to dusk.
Mutluluk kapını çalabilir.May happiness knock on your door.
Ben sadece İngilizceyi, onu ana dili olarak konuşanlardan korumaya çalışan bir göçmenim.I'm only an immigrant trying to protect the English language from its native speakers.
Ara sıra Esperanto çalışıyorum.Every once in a while I study Esperanto.
En iyi arkadaşım Afganistan'da bir Sivil Toplum Örgütü için çalışıyor.My best friend works for an NGO in Afghanistan.
Çalışmaktan nefret ediyorum.I hate studying.
Zil çalar çalmaz kalktık.As soon as the bell rang, we got up.
Daha çok çalışmalıydın.You should have studied harder.
Zayıflamaya çalışıyor.She is trying to lose weight.
Birbirimizi anlamaya çalışarak yakınlaşırız fakat sadece birbirimizi incitiriz ve ağlarız.We get closer, trying to understand each other, but just hurt each other and cry.
Bir genelevde çalışmayı planlıyorum.I plan to work in a brothel.
Bir ampulün nasıl çalıştığını bana kim söyleyebilir?Who can tell me how a light bulb works?
Roger bulabildiği herhangi bir işte gün boyunca çalıştı.Roger worked at any job he could find during the day.
Bugün çalışacaksın gibi görünmüyor.It doesn't sound like you'll be working today.
Odada bir piyano vardı ama hiç kimse onu çalmıyordu.There was a piano in the room, but no one was playing it.
Biz Çince çalışıyoruz.We're studying Chinese.
Lütfen burada çalma,o uymaya çalışıyor.Please don't play here — she is trying to get to sleep!
O aşk şiirleriyle ona kur yapmaya çalıştı.He tried wooing her with love poems.
Miho, Noriko'dan daha iyi piyano çalar.Miho plays piano better than Noriko.
Farlar çalışmıyor.The headlights don't work.
Her sabah saat 6'da Central Park'ta çalışırım.I work every morning in Central Park at 6 a.m.
Yorgun olmasına rağmen, çalıştı.Even though he was tired, he worked.
O bir çevirmen olarak çalışmaktadır.He works as a translator.
O çok çalışmasa bile, onun puanları her zaman benimkinden daha iyidir.His scores are always better than mine, even though he doesn't study very much.
O çalışıyor.He's studying.
O kız için kendi yazdığı bir melodiyi çaldı.He played a tune for the girl that he'd written himself.
Ebeveynler çocuklarını dürüstlük ve sıkı çalışmanın önemi üzerine etkilemeye çalışıyorlar.Parents try to impress upon their children the importance of honesty and hard work.
O kuşların nasıl uçtuğu üzerine çalışma yaptı.He studied how birds flew.
Yaşadığımız sürece çalışmak zorundayız.As long as we live, we have to work.
Ben McDonald's'ta için çalışıyorum.I work for McDonald's.
Gerçek erkekler aerobik yapmak için değil, ağırlık çalışmak için spor salonuna giderler.Real men go to the gym to pump iron, not to do aerobics.
O, sessizce kapıyı çaldı.He quietly knocked on the door.
Onun çalışma odası parka bakıyor.His study faces the park.
O her zaman diğer insanlara yardım etmeye çalışıyor.She's always trying to help other people.
O, mücevherleri çaldığını itiraf etti.She admitted to having stolen the jewels.
Onun çalışmaları bilimsel araştırmayı geliştirmeye çok katkıda bulundu.Her studies contributed greatly to developing scientific research.
Birçok şirket çalışanlarının internet etkinliğini izlemektedir.Many companies monitor their employees' internet activity.
Telefon çaldığında, öğle yemeğimi yiyordum.I was having my lunch, when the phone rang.
O hiç çalışma yapmadı.He didn't do any work.
O çalıştırmayı seviyor.He likes to run.
O, sorunu çözmek için çalıştı, ama şansı yoktu.He tried to solve the problem, but had no luck.
Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.I like to take things apart to see what makes them tick.
Kaldığım birçok farklı otelden çaldığım bir havlu koleksiyonum var.I have a collection of towels I've stolen from many different hotels I've stayed at.
Senin yeterince ders çalışmadığını düşünüyorum.I think that you're not studying enough.
Çalışmak istemeyen, yemek de yemesin.If anyone is not willing to work, then he is not to eat, either.

İlgili Sayfalar