çal ile cümle

çal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Bando çeşitli marşlar çaldı.The band played several marches.
Bir müzik aleti çalar mısın?Do you play a musical instrument?
Öğrenciler çok çalışmalılar.Students are supposed to study hard.
Öğrencilerin çok çalışması gerekiyor.Students are supposed to study hard.
Öğrenciler geç kalmamaya çalışmalıdır.Students should try not to be late.
Bir öğrenci çalışarak çok zaman harcar.A student spends a lot of time studying.
Öğrencilerden bazıları gitar çalmayı severler.Some of the students like to play the guitar.
O mezun olur olmaz babasının genel mağazasında çalışmaya gitti.As soon as he graduated, he went to work in his father's general store.
Okula koştum, ama zil çoktan çalmıştı.I ran to school, but the bell had already rung.
Okul zilinin çaldığını duydum.I heard the school bell ring.
Okuldaki başarı çok çalışma gerektirir.Success in school calls for hard study.
Çalışmalarını ihmal etmen senin aptallığın.It is silly of you to neglect your studies.
Her insanın ödemesi çalışması ile orantılı olacaktır.Each man's pay will be in proportion to his work.
Dışarıdaki gürültü sinirime dokunduğu için canım çalışmak istemedi.I didn't feel like studying because the noise outside was getting on my nerves.
Ben, bir deniz nakliyat şirketi için çalışıyorum.I work for a shipping company.
Ofise giderken cüzdanımı çaldırdım.I had my wallet stolen on my way to the office.
Şirket çalışanlarını düşük maaşlarla sömürdü.The company exploited its workers with low pay.
Biz barış yararına çalışıyoruz.We are working in the interest of peace.
Onu dışarı götürerek ona moral vermeye çalıştık.We tried to cheer him up by taking him out.
Biz pazar günü asla çalışmayız.We never work on Sunday.
Doğal kaynaklarımızı korumaya çalışmalıyız.We must try to conserve our natural resources.
Biz yaşamımız için çalışıyoruz.We work for our living.
Yaşadığımız sürece çalışmaya devam etmeliyiz.We must continue to study as long as we live.
Her zaman başkalarına hizmet etmeye çalışmalıyız.We must always try to serve others.
Bizim çalışma saatleri konusunda başkan ile görüşme yaptık.We negotiated with the president about our working hours.
Bizim sosyal engelleri yıkmak için çok çalışmamız gerekmektedir.We must work hard to break down social barriers.
Biz çok çalışmak için zorlandık.We were forced to work hard.
Biz beş dakika kapıyı çaldık, ama nafile.We knocked at the door for five minutes, but in vain.
Biz bir şey yemeden saatlerce çalışmaya devam ettik.We kept on working for hours without eating anything.
Onun başarısını sıkı çalışmaya bağladık.We ascribe his success to hard work.
Önceden bütün tehlikeleri etkisizleştirmeye çalıştık.We tried to eliminate all danger beforehand.
Önceden bütün tehlikeleri yok etmeye çalıştık.We tried to eliminate all danger beforehand.
Biz gündüz çalışırız ve gece dinleniriz.We work by day, and rest by night.
Arabalar gözlerimizin önünde birbiri ardına çalışıyorlar.Cars are running one after another before our eyes.
Fabrikalarımız tam kapasite çalışıyor.Our factories are working at full capacity.
Bizim sınıfta başka hiçbir çocuk Jack'ten daha çalışkan değil.No other boy in our class is more studious than Jack.
Onun çalışmaktan nefret ettiğini söylüyorlar.They say that he hates to study.
Aşırı çalışma ve yetersiz yemeklerden dolayı, o hastalandı.What with overwork and poor meals, she fell ill.
Yorgunluk fazla çalışmanın doğal sonucudur.Fatigue is the natural result of overwork.
Onun sağlığı fazla çalışmadan dolayı bozuldu.His health has broken down because of overwork.
Yangın durumunda, çanı çal.In case of fire, ring the bell.
Yangın durumunda, zili çal.In case of fire, ring the bell.
Yangın alarmı çaldı.The fire alarm sounded.
Bilim adamları AIDS'e son vermek için harıl harıl çalışıyorlar.Scientists are working hard to put an end to AIDS.
O, ailesini desteklemek için çok çalışmak zorunda.He has to work hard so as to support his family.
Bir sürü kadın hem evde çalışırlar hem de dışarı çalışmaya giderler.Lots of women both run a home and go out to work.
Telefon çalmadan önce güç bela eve varmıştım.Scarcely had I reached home before the telephone rang.
Yaz tatili boyunca bir postanede çalıştım.I worked in a post office during the summer vacation.
Bay Kato çalışmak için artık çok yaşlıydı.Mr Kato was too old to work any longer.
Bu fabrikada yüzlerce kişi çalışır.Hundreds of people work in this factory.
Saatler süren çalışmadan sonra yoruldu.He was worn out after hours of work.
Saatlerce çalışmaktan yoruldum.I felt tired from having worked for hours.
Ne çalındı?What was stolen?
Ne demek istemeye çalıştığını anlayamıyorum.I can't understand what you're trying to get at.
Çalışma avareliğe tercih edilir.Work is preferable to idleness.
Bir şey düzenlemeye çalışalım.Let's try to arrange something.
Ben onu sıkı çalışma programıma katacağım.I'll work that into my tight schedule.
Herhangi bir müzik enstrümanı çalabiliyor musun?Can you play any musical instruments?
Herhangi bir müzik aleti çalabiliyor musun?Can you play any musical instruments?
Başarılı olmak istiyorsa, daha fazla çalışması gerekir.If he wants to succeed at all, he must work harder.

İlgili Sayfalar