Ana içeriğe geç
Sözlük
/
sahildeki

sahildeki

C2 seviye
TR → EN
↔ ters çevir
"sahildeki" kelimesinin İngilizcesi: watering. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelwatering

Görsel

Gün Batımında Sahildeki Deniz Kabukları ve Huzurlu Kumsal ManzarasıTurkuaz Sular ve Ahşap İskele: Sahildeki Mavi Ahşap Evler ManzarasıModern Ahşap ve Cam Detaylı Plaj Evi: Sahildeki Minimalist YaşamSahildeki Tarihi Köşk: Altın Saatlerde Kumulların Üzerinde Huzurlu Bir Yalı

Diğer Dillerde

AlmancaGießen /ˈɡiːsən/
to pour; usually only of liquids, especially of large quantities · to pour; to cast; to found (shape molten metal or glass by pouring) · to water by pouring (e.g. with a can)
çekim: geçmiş goss · ortaç gegossen · şimdiki gießt · ulaç gießend
eş: schütten, wässern, schiffen, pissen
köken: From Middle High German gieȥen, from Old High German gioȥan, from Proto-West Germanic *geutan (“to pour”). Akin to Dutch gieten, Old Saxon giotan, Old English ġēotan, Old Norse gjóta (whence Danish gyde, Swedish gjuta), Gothic 𐌲𐌹𐌿𐍄𐌰𐌽 (giutan). Compare English gush. Further Indo-European cognates include Latin fundō (“to pour, to smelt”), Ancient Greek χέω (khéō, “to pour”) and Sanskrit जुहोति…
aile: abgießen, angießen, ausgießen, begießen, eingießen, ergießen, Gießerei, Gießkanne, übergießen, vergießen
Das Tier bewegt sich seitwärts auf dem nassen Sand am Strand, seine Nase in den Wind gedreht. — Hayvan sahildeki ıslak kumlarda burunlarını rüzgara çevirerek yan yan yürüyor.
Das Öl wird in die Tanks gegossen.
Bleigießen
Die Statue wurde vom Künstler selbst gegossen.
Fransızcaarrosage (eril) /a.ʁo.zaʒ/
watering (act of giving or adding water) · bribery, bribe
çekim: çoğul arrosages
köken: From arroser + -age.
Les bêtes se déplacent latéralement sur le sable mouillé, avec leur museau face au vent. — Hayvan sahildeki ıslak kumlarda burunlarını rüzgara çevirerek yan yan yürüyor.
Rusçaполи́в
Те, кто остался на берегу, укрываются под обломками самолёта. — Bu sırada sahildekiler uçağın gövdesi ile uğraşmaktadır.
Lehçepodlewanie, rozwadnianie (nötr) /pɔd.lɛˈva.ɲɛ/
verbal noun of podlewać
çekim: tamlayan podlewania
Zwierzę porusza się bokiem po mokrym piasku na plaży, z nosem skierowanym w stronę wiatru. — Hayvan sahildeki ıslak kumlarda burunlarını rüzgara çevirerek yan yan yürüyor.
Finceaallotus, kastelu, laimennus /ˈɑːlːotus/
corrugation
çekim: çoğul aallotukset · tamlayan aallotuksen
köken: aallottaa + -us
aile: aallotuskartonki
Poikittaisväyliä ovat valtatie 10 Hämeenlinnasta Turkuun ja kantatie 54 Forssasta Lahteen. — Sahildeki diğer üç tümen ise ileri hareketle 54. Tümen’in kanatlarını örtecektir.
Dancavanding
Den nat ved hulerne spiller Charlie på sin guitar, mens Jack vender tilbage med folk fra stranden. — O gece mağaralarda, Jack sahildekilerden bir kısmıyla birlikte dönerken Charlie gitarını çalmaktadır.
Norveççevanning, vatning
Зверовете ще вървят настрани по мокрия пясък на плажовете, с носа си, насочен към вятъра. — Hayvan sahildeki ıslak kumlarda burunlarını rüzgara çevirerek yan yan yürüyor.

Örnek Cümleler

Sahildeki taşları toplamayı severim.
I love collecting stones at the beach.
Sahildeki otellerden birinde kaldık.
We stayed at one of the hotels on the beach.
Sahildeki ölü balıklar kokmaya başladı.
The dead fish on the beach have started to smell.
Sahildeki ölü balıklar kokmaya başlıyor.
The dead fish on the beach are starting to smell.
Sahildeki kaplumbağaları görmek için gittik.
We went to see turtles on the beach.
Ben o günlerde sahildeki bir kulübede yaşadım.
I lived those days in a hut on the beach.
Sahildeki çocuklar kumdan bir kale inşa ediyor.
The children on the beach are building a sand castle.
Tom sahildeki bütün güzel kadınları fark etmekten kendini alamadı.
Tom couldn't help but notice all the beautiful women on the beach.
Hayvan sahildeki ıslak kumlarda burunlarını rüzgara çevirerek yan yan yürüyor.
The beast walks sideways on the wet sand of the beach, with its nose pointed into the wind.
Desmond Hurley'in yanına giderek kendisini sahildeki kabloya götürmesini ister.
Desmond approaches Hurley and asks him to take him to the cable.
Bu Punta Tombo'nun şubatta çekilmiş bir resmi Sahildeki tüm penguenleri gösteriyor.
This is a picture at Punta Tombo in February showing all the penguins along the beach.
Jack Shephard, Kate Austen, Sayid Jarrah ve Juliet Burke, birlikte sahildeki kampa geri dönerler.
Jack Shephard, Kate Austen, Sayid Jarrah and Juliet Burke move back to the beach camp.
sahildeki ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod