Tom bir çekiçle kumbarasını kırdı.
Tom smashed his piggy bank with a hammer.
Çocuk tüm parasını bir kumbarada tuttu.
The kid kept all of his money in a piggy bank.
Onlar da bebeğe kumbara hediye ederler.
He gives all his wealth to the poor.
Çocuklarım ikisinin de iki kumbarası var.
Each of my kids has two piggy banks.
Kedi kumbaramın yüzü diğer tarafa dönüktü.
My kitty bank was facing the other way before.
'Kasa' Biz çocukken çoğumuz bir kumbara vardı.
Most of us had a piggy bank when we were kids.
Çocuk tüm bozuk paralarını bir kumbarada tuttu.
The kid kept all of his coins in a piggy bank.
Benim kumbaram benim yaramaz kız kardeşim tarafından kırıldı.
My piggy bank was broken by my naughty sister.
Ben küçük bir bebekken, domuz kumbaram tarafından korkutuldum.
When I was a little baby I was scared by my piggy bank.
El arabasının etrafında gümüş eşyalar ve metal bir kumbara vardı.
Piled around the cart were silverware and a metal cash box.
O sırada Deniz eşi Hakan (Teoman Kumbaracıbaşı), şikayetini geri çeker.
The sea between, yet hence his prayer prevailed.
Burada, keçeden ve kağıt şu şişelerinden bir kumbarayı görüyoruz. (Çıtırtı) (Korna)
Here you see, with felt and paper water bottles, we have Geordie making ... (Clanging) (Buzzing)
kumbara ile daha fazla örnek cümle →