"Çoğalabilmek için."
"Well, in order to reproduce."
Ayrıca gitar çalabilmektedir.
He can also play guitar.
Fransız borusunu çalabilmektedir.
He plays the French horn.
Stadyum 10.200 kişi alabilmektedir.
The stadium is able to hold 10,200 people.
Tom bira satın alabilmek için çok genç.
Tom is too young to buy beer.
Şirket ayakta kalabilmek için çabaladı.
The company scrambled to stay afloat.
Bu ödülü alabilmek için her şeyi yaptım.
I did everything I could to obtain this prize.
Tadını alabilmek için öyle yemen gerekir
You need to eat it like that to get the full taste!
Tom maaşına zam alabilmek için yardırdı.
Tom bent over backwards to get a raise.
Tom uyanık kalabilmek için çok kahve içti.
Tom drank a lot of coffee so he could stay awake.
Bunu oradan da satın alabilmek istiyorlar.
That's where they want to buy it.
Tom araba alabilmek için para biriktiriyor.
Tom is saving money so he can buy a car.
alabilmek ile daha fazla örnek cümle →