Yıllardır ukulele çalmadım.
I haven't played the ukulele in years.
Mary çime oturdu, gitar çalıyordu.
Mary sat on the grass, playing ukulele.
Bana gitar çalmayı öğreten kişi Tom'du.
Tom was the one who taught me how to play the ukulele.
Tom gitarını aldı ve şarkı söylemeye başladı.
Tom picked up his ukulele and started to sing.
Tom plastikten yapılmış bir ukulele istemiyor.
Tom doesn't want a ukulele made of plastic.
Ukulele çalması ve şarkı söylemesiyle bilinir.
She is known for singing and playing the ukulele.
Tom kitara çalarken çimenlerin üzerinde oturdu.
Tom sat on the grass, playing ukulele.
Tom Mary kadar iyi kitara çalabilmeyi istiyordu.
Tom wanted to be able to play the ukulele as well as Mary does.
Bana ukeleleyi nasıl çalacağımı öğretebilir misin?
Can you teach me how to play a ukulele?
Tom gitar tıngırdatırken bir ağacın altında oturdu.
Tom sat under a tree, strumming his ukulele.
Çimlere oturmuş, ukulele çalıp, şarkı söylüyorlardı.
They sat on the grass, playing ukulele and singing.
Tom Mary'yi ukelele dersleri alması için teşvik etti.
Tom encouraged Mary to take ukulele lessons.