Tanım
•To rest on one's bent knees, sometimes only one; to move to such a position.
•To cause to kneel.
•To rest on (one's) knees
Örnek Cümleler
Mary diz çöktü.
Mary knelt down.
O, onun yanında diz çöktü.
She knelt beside him.
Biz dua etmek için diz çöktük.
We knelt down to pray.
Tom Mary'nin yanında diz çöktü.
Tom knelt beside Mary.
Dua etmek için hepimiz diz çöktük.
We all knelt down to pray.
Tom daha iyi bir bakış için diz çöktü.
Tom knelt down for a better look.
Ayakkabılarımı bağlamak için çömeldim.
I knelt down to tie my shoes.
Kiliseye girince dizlerinin üstüne çöktü.
She knelt down as she came into the church.
Tom diz çöktü ve döşeme tahtasını kaldırdı.
Tom knelt down and lifted up the floorboard.
Diz çöktün, af için Tanrı'ya yalvarıyordun.
You knelt down, begging God for forgiveness.
Tom diz çöktü ve kırık cam parçalarını aldı.
Tom knelt down and picked up the pieces of the broken glass.
O onun yanına diz çöktü ve onun adının ne olduğunu sordu.
She knelt beside him and asked him what his name was.