institutionalize
/ˌɪnstɪˈtjuːʃənəˌlaɪz/6 hece
EN → TR
Tanım
•cause to be admitted; of persons to an institution
Diğer Dillerde
Almancainstitutionalisieren
Fransızcainstitutionnaliser
İspanyolcainstitucionalizar
İtalyancaistituzionalizzare
Rusçaинституционализи́ровать, помеща́ть в учрежде́ние закры́того ти́па
Kazakçaинституттандыру
Lehçeinstytucjonalizować, zinstytucjonalizować
Ukraynacaінституціоналізува́ти
Finceinstitutionaalistaa, sijoittaa laitoshoitoon, vakiinnuttaa
Rumenceinstituționaliza
Dancainstitutionalisere
Litvancainstitucionalizuoti
Katalancainstitucionalitzar
Tagalogcaisatatag
Kelime Ailesi
deinstitutionalize
institutionalizable
institutionalization
institutionalizer
overinstitutionalize
reinstitutionalize
transinstitutionalize
Eş & Zıt Anlamlılar
Eş anlamlılar
Örnek Cümleler
Kurumsallaşmış bir şey değil.
It's not something that's institutionalized.
Sonradan, bu günü kurumsallaştırmak istedik.
And suddenly, we started to institutionalize this day.
Ýnsanlar dolarlarýný kasa tezgahlarýna veriyorlar.
- I personally have no use for large, institutionalized environmental organizations;
Kardeşi Robert da aynı ruhsal hastalığa yakalanmıştır.
His brother Robert was institutionalized with the same mental illness.
Bu nihayetinde Dünya Kadınlar Günü olarak kurumsallaştırıldı.
This was eventually institutionalized as International Women's Day.
Eduard Einstein ise, 1965’teki ölümüne kadar hastanede tutuldu.
Eduard Einstein was institutionalized until his death in 1965.
Bin Ladin'in cihad tanımlaması artık kurumsallaşmış bir hale gelmişti.
Bin Laden's definition had become institutionalized.
"Büyük Çin", Avrupa Birliği ya da ASEAN gibi kurumsallaşmış bir varlık değil.
It is not an institutionalized entity such as the EU or ASEAN.
Ciddi olarak kurumsallaşmış firmalar arasında sadece 400 tane olduğunu görüyoruz.
We can see that among theses companies only 400 are seriously institutionalized.
15 yaşında, duygusal sorunları nedeniyle bir ay boyunca akıl hastanesine kapatıldı.
At the age of 15, he was institutionalized for a month to treat emotional problems.
Lisbeth Salander, ejderha dövmeli kız, ailesinden ayrılıp bir süre hastanede yaşamıştı.
Lisbeth Salander, the girl with the dragon tattoo, was fostered and institutionalized;
Devrimden sonra işinden kovuldu, zorla testosteron enjekte edildi ve hastanede tedaviye alındı.
After the revolution, she was fired, forcedly injected with testosterone, and institutionalized.