Tanım
•having brief brilliant points or flashes of light
Örnek Cümleler
Sami ışıltılı bir hayat yaşadı.
Sami lived a glittering life.
Sami parıltılı bir hayat yaşadı.
Sami lived a glittering life.
Onların gözleri sevinçle parlıyor.
Their eyes are glittering with joy.
Bu ışıltılı aksesuvar senin svetşörtüne uymuyor. Bunu dene!
That glittering accessory doesn't go with your sweatshirt. Try this on!
Bunun yerine çok katlı mağazalardan oluşan göz alıcı bir imparatorluk kurmaya devam etti.
Instead, he went on to build a glittering empire of department stores.