O, eller belde meydan okurcasına durdu.
She stood defiantly with arms akimbo.
Mary kalktı ve elini yuvarlak meydan okurcasına salladı.
Mary stood and waved her hand round defiantly.
Nihayet, boğulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: "İman ettim.
Pharaoh and his troops pursued them, defiantly and aggressively.
Firavun ve ordusu ise küstahça ve düşmanca arkalarına düştü.
Pharaoh and his troops pursued them, defiantly and aggressively.
Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti.
Pharaoh and his troops pursued them, defiantly and aggressively.
Fakat, kalbi tekrar taşlaşan firavun İsrailoğullarının gitmesine izin vermedi.
The Pharaoh defiantly refused to allow the Israelites to leave Egypt.
Sonrasında Zabuedil Jordania tarafından savunulan Lançhuti Kalesi'ni ele geçirdi.
The castle of Lanchkhuti, defiantly defended by Zabuedil Zhordania, fell next.
Firavun, düşmanca saldırmak için derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü.
Pharaoh and his troops pursued them, defiantly and aggressively.