Dede,ölüm döşeğindedir. 🔊
The grandfather is on his deathbed. 🔊
O, ölüm döşeğinde dinine kavuştu. 🔊
He got religion on his deathbed. 🔊
Tom Mary'yi ölüm döşeğinde affetti. 🔊
Tom forgave Mary on his deathbed. 🔊
Monet, onu ölüm yatağında resmetti. 🔊
Monet painted her on her deathbed. 🔊
Ölüm döşeğinde yalan erdirmez CHORUS Şimdi, eski arzu, 🔊
CHORUS Now old desire doth in his deathbed lie, 🔊
Ölüm döşeğimde bile bu hikayeyi diğerlerinden daha iyi hatırlayacağım. 🔊
When I'm on my deathbed, I'm going to remember one story more than any other. 🔊
Ölüm döşeğindeyken oyun oynayarak geçirdiğimiz zamandan pişman olacak mıyız? 🔊
When we're on our deathbeds, will we regret the time we spent playing games? 🔊
Simpson, Sir David Brewster'ın yakın arkadaşıydı ve ölüm döşeğindeyken yanındaydı. 🔊
Simpson was a close friend of Sir David Brewster, and was present at his deathbed. 🔊
Ve gerçekten de ben hiç bir düşkünlerevinde çalışmadım, hiç ölüm döşeğinde olmadım. 🔊
And it's true, I've never worked in a hospice, I've never been on my deathbed. 🔊
O gecenin ilerleyen saatlerinde Fridolin önemli bir hastanın ölüm yatağına çağrılır. 🔊
Later that night, Fridolin is called to the deathbed of an important patient. 🔊
1071'in başlarında bir kulak iltihabından öldüğünde, Anna Bitinya'da ölüm döşeğine acele etti. 🔊
When he died of an ear infection in early 1071, Anna hurried to his deathbed in Bithynia. 🔊
Ölüm döşeğindeyken, "kırık bir kalbe karşılık bir krallık" yaratma kararından pişmanlık duyuyor. 🔊
On his deathbed, he regrets this decision to create "a kingdom [in exchange] for a broken heart". 🔊