Para Danı bozuyordu.
Money was corrupting Dan.
Para Tom'u bozuyordu.
Money was corrupting Tom.
Para Tom'u yozlaştırıyordu.
Money was corrupting Tom.
Para Tom'u kötü yola sürüklüyordu.
Money was corrupting Tom.
Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.
These foreign words are corrupting our beautiful language.
Ders anlatmak senin içgüdülerini çürütmüş Wiesler.
That teaching is corrupting your instincts, Wiesler.
O, ayartıcı ahlakla ve tehlikeli fikirleri yaymakla suçlandı.
He was accused of corrupting morals and spreading dangerous ideas.
Lût, "Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et rabbim!" diye dua etti.
He said, "My Lord, support me against the corrupting people."
Bu farkındalık olağanüstü bir şekilde aşındırıcı, olağanüstü bir şekilde yozlaştırıcı.
That realization is extraordinarily corrosive, extraordinarily corrupting.
ALLAH'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
So remember God’s benefits, and do not roam the earth corruptingly.”