Çevreyi korumak için kendi hükümetimizle dövüşmek zorunda olmamız korkunç.It is horrifying that we have to fight our own government to save the environment.
En kısa sürede bu sorunla ilgilenmek zorundayız.We must deal with this problem as soon as we can.
Bu tek başına başa çıkmak zorunda olduğun bir iş.That's a problem you have to handle by yourself.
Biz hâlâ temel sorunu çözmek zorundayız.We still have to solve the underlying problem.
Ben bu sorunu kendim çözmek zorundayım.I have to solve this problem myself.
İyi çalışmak zorundayım.I must study well.
Yarın buraya gelmek zorundasın.You must come here tomorrow.
Yarın buraya gelmek zorundasınız.You must come here tomorrow.
Araba sahip olmak zorunda olduğum bir şey değilA car is not something I must have.
Akşam yemeğini pişirmek zorundayım.I have to cook dinner.
Onu durdurmak zorundayım.I have to stop her.
Tom'u durdurmak zorundasınız.You have to stop Tom.
Bu kaseti görmek zorundasın.You have to see this tape.
Ben gerçekten konuşma yapmak zorunda mıyım?Do I really have to give a speech?
Hâlâ bankaya gitmek zorundayım.I still have to go to the bank.
Şehirlerarası bir telefon görüşmesi yapmak zorundayım.I have to make a long-distance phone call.
Akşamleyin yapmak zorunda olduğum bir şey var.I have something I have to do in the evening.
Eğer yağmur başlarsa biz bisiklete binmekten vazgeçmek zorunda kalacağız.If it starts raining we'll have to give up on our bike ride.
Okumak zorundayım.I have to read.
Bütün hükümetler bu konuda işbirliği yapmak zorunda kalacak.All governments will have to cooperate in this matter.
Tom gerçekten burada olmak istediğini söyledi fakat Boston'da kalmak zorundaydı.Tom said he really wanted to be here, but he had to stay in Boston.
Tom'a hayatta kalmayı öğretmek zorunda kalacağız.We'll have to teach Tom how to survive.
Nasıl uzlaşacağını öğrenmek zorundasın.You have to learn how to compromise.
Bunun olduğunu unutmak zorundayız.We have to forget it ever happened.
Biz gerçekten kendi yolumuzda olmak zorundayız.We really have to be on our way.
Şimdi gitmek zorundasınız.You guys have to leave now.
En azından denemek zorundasın.You have to at least try.
Gerçekten gitmek zorundayız.We really have to go.
Siz arkadaşlar gitmek zorundasınız.You guys have to go.
Onu satmak zorundasın.You must sell it.
O Mary'ye bakmak zorunda kaldı.He had to look after Mary.
Üzgünüm, çalışmak zorundayım.Sorry, I have to study.
Tom'a gerçekten onun gelmek zorunda olmadığını söylemeliydin.You really should've told Tom that he didn't have to come.
Tom çalışmak için takım elbise giymek ve kravat takmak zorunda değil.Tom doesn't have to wear a suit and tie to work.
Devam etmek zorunda mıyım?Must I go on?
Düşünmek zorundayım. Başka bir ifade tarzı bulmayı deneyeceğim.I have to think about it. I'll try to find another wording.
Dakik olmak zorunda değilsin.You don’t have to be on time.
Gümrük muayenesi için bagajını açmak zorundasın.You have to unpack your luggage for customs inspection.
Ona yardım etmek zorundasın ve çabuk olarak!You have to help him, and quickly!
Ona yardımcı olmak zorundasın, ama hızlı bir şekilde.You have to help her, but quickly.
Kendini kontrol etmek zorundasın.You have to control yourself.
Arabayı kriko ile kaldırmak zorunda kalacaksın.You'll have to jack up the car.
Sınav için çalışmak zorundayım.I have to study for the exam.
Belki de Almanca öğrenmek zorundayım.Maybe I have to study German.
O, güçlerini ailesinden gizli tutmak zorunda.She has to keep her powers hidden from her family.
Ben acilen biriyle konuşmak zorundayım.I have to urgently talk with someone.
Doktor benim tiroidime bakmak zorunda olduğunu söyledi.The doctor said he has to look at my thyroid.
Bugün öğle yemeği yapmak zorundayım.I have to make lunch today.
Annem bana anahtarlarını ödünç vermek zorunda kaldı.My mom had to lend me her keys.
Hava kararmadan önce eve varmak zorundayım.I have to get home before it gets dark.
Şimdi dünyayı değiştirmek zorundayım.I have to change the world now.
Nasıl bilmiyorum ama, sen bir çözüm bulmak zorundasın.I don't know how, but you have to find a solution.
Halı almadan önce odayı ölçmek zorunda kalacağız.We'll have to measure the room before we buy the rug.
Güçlü önlemler almak zorunda kalacağız.We'll have to take strong measures.
Ne kadar şiddetle kar yağarsa yağsın gitmek zorundayım.No matter how heavily it snows, I have to leave.
Ne kadar şiddetli kar yağarsa yağsın yolculuğuma başlamak zorundayım.No matter how hard it snows, I have to begin my trip.
Bu soruya cevap vermek zorunda değilsin.You don't have to answer that question.
Soruların hepsine yanıt vermek zorunda değilsin.You don't have to answer all of the questions.
Soruların hepsine yanıt vermek zorunda değilsiniz.You don't have to answer all of the questions.
İstemiyorsanız Tom'un sorularından herhangi birini cevaplamak zorunda değilsiniz.You don't have to answer any of Tom's questions if you don't want to.