İçmeye son vermek zorundasın.You have to stop drinking.
Onun ilginç bir işi var, orada çok çalışmak zorunda.He has an interesting job, where he has to work a lot.
Tom Mary'yi ne kadar beklemek zorunda kalacağını merak etti.Tom wondered how long he'd have to wait for Mary.
Tom kaç para harcamak zorunda olduğumuzu tam olarak bilmeli.Tom should know exactly how much money we have to spend.
Tom Mary'nin yazılı bir özür sunmak zorunda olduğunu söyledi.Tom said that Mary had to submit a written apology.
Tom ayrılmak zorunda kaldığını söyledi.Tom said he had to split.
Tom pikniği iptal etmek zorunda kalabilir.Tom may have to cancel the picnic.
Tom partiyi iptal etmek zorunda kalabilir.Tom may have to cancel the party.
Saat 2.30'a kadar niçin işi bitirtmek zorunda olduğumuzu Tom gayet net açıkladı.Tom made it quite clear why we had to have the job finished by 2:30.
Tom sadece işleri olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı.Tom just had to accept things the way they were.
Tom her zaman son sözü söylemek zorunda kalan insan türüdür.Tom is the kind of person who always has to have the last word.
Tom Mary'yi yalnız bırakma fikrinden nefret etti fakat işe gitmek zorundaydı.Tom hated the idea of leaving Mary alone, but he had to go to work.
Kıt kanaat geçinmek için Tom eskisinden daha çok çalışmak zorunda.Tom has to work harder than he used to to make ends meet.
Tom birkaç dakika içinde gitmek zorunda.Tom has to leave in a few minutes.
Tom her şeye kendi yoluyla sahip olmak zorunda.Tom has to have everything his own way.
Tom yarın mahkemeye gitmek zorunda.Tom has to go to court tomorrow.
Tom iş için hazırlanmak zorunda.Tom has to get ready for work.
Tom biraz yiyecek almak zorunda.Tom has to buy some food.
Tom raporu baştan yeniden yazmak zorundaydı.Tom had to write the report all over again.
Tom çevre yolundan gitmek zorundaydı.Tom had to take a detour.
Tom üç hafta boyunca hastanede kalmak zorunda kaldı.Tom had to stay in the hospital for three weeks.
Tom otobüsü yakalamak için koşmak zorunda kaldı.Tom had to run to catch the bus.
Tom bir iş için koşmak zorunda kaldı.Tom had to run an errand.
Tom hastaneye gitmek zorunda kaldı.Tom had to go to the hospital.
Tom Boston'a geri dönmek zorunda kaldı.Tom had to go back to Boston.
Tom geldiği yoldan geri dönmek zorunda kaldı.Tom had to go back the way he'd come.
Tom bir kolera aşısı yaptırmak zorunda kaldı.Tom had to get a cholera shot.
Tom her şeyi kendisi yapmak zorundaydı.Tom had to do everything himself.
Tom Mary'nin haklı olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.Tom had to admit that Mary was right.
Tom Fransızca çalışmak istemiyor fakat çalışmak zorunda.Tom doesn't want to study French, but he has to.
Tom niçin gitmek zorunda olduğunun nedenini anlamıyor.Tom doesn't see any reason why he has to go.
Tom bir şey ödemek zorunda değildir.Tom doesn't have to pay anything.
Tom herhangi bir yere gitmek zorunda değildir.Tom doesn't have to go anywhere.
Tom bana kendini açıklamak zorunda değildir.Tom doesn't have to explain himself to me.
Tom onu yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do that.
Tom bana bağırmak zorunda değildi.Tom didn't have to yell at me.
Tom Mary'ye söylemek zorunda değildi, ama söyledi.Tom didn't have to tell Mary, but he did.
Tom onu öyle kaba şekilde söylemek zorunda değildi.Tom didn't have to say it so rudely.
Tom onu tekrar tekrar söylemek zorunda değildi.Tom didn't have to rub it in.
Tom istemeseydi onu yemek zorunda değildi.Tom didn't have to eat that if he didn't want to.
Tom onu yapmak zorunda değildi.Tom didn't have to do that.
Tom o kadar kaba olmak zorunda değildi.Tom didn't have to be so rude.
Tom bir cenazeye gitmek zorunda olduğu için bugün okula gelmedi.Tom didn't come to school today because he had to go to a funeral.
Tom ayın sonundan önce Mary'yi ziyaret etmek zorunda kalacağına karar verdi.Tom decided that he would have to visit Mary before the end of the month.
Tom ve Mary çocukların iyiliği için evli kalmak zorundalar.Tom and Mary have to stay married for the sake of the children.
Tom ve Mary birlikte çalışmak zorundalar.Tom and Mary have to work together.
Doktor Tom'a üç hafta boyunca ortopedik alçı giyinmek zorunda olduğunu söyledi.The doctor told Tom that he had to wear a cast for three weeks.
Doktor Tom'a acıyla birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda kalacağını söyledi.The doctor told Tom he'd just have to learn to live with the pain.
Sanırım sonunda Tom parasız kalacak ve eve geri gitmek zorunda kalacak.I imagine that Tom will eventually run out of money and have to go back home.
Yüksek sesle konuşmak zorunda değilsin. Seni çok net şekilde duyabiliyorum.You don't have to speak so loudly. I can hear you very clearly.
Japonya'da uygun bir dükkân bulmak için asla çok uzağa gitmek zorunda değilsin.In Japan, you never have to go too far to find a convenience store.
Ben her gün sıkı çalışmak zorundayım.I have to study hard each day.
Onu yapmak zorundaydım, seni aptal!I had to do it you fool!
Seni aptal, onu yapmak zorundaydım!You fool, I had to do it!
Kuzenim gibi inşaatçılar, sık sık şantiyeye ağır malzemeler taşımak zorundalar.Builders, like my cousin, often have to carry heavy materials to site.
Kilisenin nerede olduğunu söyleyebilir misiniz? Ben rahip ile konuşmak zorundayım.Can you tell me where the church is? I have to speak with the priest.
Tom her zaman kendi yoluna sahip olmak zorunda olan insan türüdür.Tom is the type of person who always has to have his own way.
Bunu yapmak zorunda değilsin.You don't have to do this.
Özür dilemek zorundayım.I have to apologize.
Bugün kitabı kütüphaneye geri götürmek zorundayım.I have to take the book back to the library today.