Tom görev için giyinmek zorundadır.Tom has to dress up for work.
Tom öğleden önce birçok şey yapmak zorunda.Tom has to do a lot of things before noon.
Arabası bozulduğu için Tom eve yürümek zorunda kaldı.Tom had to walk home since his car broke down.
Tom üç saat kuyrukta beklemek zorunda kaldı.Tom had to wait in line for three hours.
Tom bir hafta hastanede kalmak zorundaydı.Tom had to stay in the hospital for a week.
Tom birkaç dolar daha ödemek zorunda kaldı.Tom had to pay a few more dollars.
Tom zor bir karar vermek zorundaydı.Tom had to make a difficult decision.
Tom film bitmeden önce sinemadan ayrılmak zorunda kaldı.Tom had to leave the movie theater before the movie was over.
Tom iş için Boston'a gitmek zorunda kaldı.Tom had to go to Boston on business.
Tom dün oraya gitmek zorunda kaldı.Tom had to go there yesterday.
Tom oraya yalnız gitmek zorunda kaldı.Tom had to go there alone.
Tom kendisi gitmek zorunda kaldı.Tom had to go himself.
Tom bir taksiye binmek zorunda.Tom had to catch a taxi.
Tom telefona cevap vermek zorunda kaldı.Tom had to answer the phone.
Tom ille de oraya tek başına gitmek zorunda değil.Tom doesn't necessarily have to go there by himself.
Tom bugün çalışmak zorunda değil.Tom doesn't have to work today.
Tom o kadar çok çalışmak zorunda değildir.Tom doesn't have to work so hard.
Tom pazartesi günleri çalışmak zorunda değildir.Tom doesn't have to work on Mondays.
Tom, pazartesileri çalışmak zorunda değil.Tom doesn't have to work on Mondays.
Tom Fransızca çalışmak zorunda değil. Zaten onu oldukça iyi konuşabiliyor.Tom doesn't have to study French. He can already speak it quite well.
Tom tek başına oraya gitmek zorunda değildir.Tom doesn't have to go there by himself.
Tom o istemezse gitmek zorunda değil.Tom doesn't have to go if he doesn't want to.
Tom, yarın erken kalkmak zorunda değildir.Tom doesn't have to get up early tomorrow.
Tom şu anda onu yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do that now.
Tom, yarın buraya gelmek zorunda değildir.Tom doesn't have to come here tomorrow.
Tom, bir takım elbise ve bir kravat giymek zorunda değildi fakat giydi.Tom didn't have to wear a suit and tie, but he did.
Tom bu kadar erken kalkmak zorunda değildi.Tom didn't have to get up so early.
Tom bu kadar erken gelmek zorunda değildi.Tom didn't have to come so early.
Tom yapmak zorunda olduğu şeyi yaptı.Tom did what he had to do.
Tom çalışmak zorunda olduğu için konsere gidemedi.Tom couldn't go to the concert because he had to work.
Tom herkesin önünde konuşmak zorunda olduğunda sinirlenir.Tom becomes nervous whenever he has to speak in public.
Tom ve karısı kıt kanaat geçinmek için her ikisi çalışmak zorunda.Tom and his wife both have to work to make ends meet.
Tom her zaman kendi bildiğini zorunda.Tom always has to have his own way.
Tom'un bütün yapmak zorunda olduğu budur.This is all Tom has to do.
Tom öğleden sonra sadece evden çıkmak zorunda olduğuna karar verdi.In the early afternoon, Tom decided that he just had to get out of the house.
Tom'u hapishaneye koymak için yapmak zorunda olduğum her şeyi yapacağım.I'll do whatever I have to do to put Tom behind bars.
Tom'un sağlık giderlerini karşılamak için arabasını satmak zorunda kaldığından şüpheliyim.I doubt that Tom had to sell his car in order to raise money for medical expenses.
Tom Mary'ye 2.30'dan önce ayrılmak zorunda olduğunu söyledi.Tom told Mary that he had to leave before 2:30.
Tom Mary'ye bir Noel hediyesi almak zorunda olduğu tüm parayı harcadı.Tom spent all the money he had to buy Mary a Christmas present.
Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion.
Tom Mary'ye istediği için yardım ediyor, yapmak zorunda olduğu için değil.Tom helps Mary because he wants to, not because he has to.
Tom Mary'yi beklemek zorunda.Tom has to wait for Mary.
Tom Mary ile yarın saat ikide parkta buluşmak zorunda.Tom has to meet Mary in the park tomorrow at 2:30.
Tom Mary'ye bakmak zorunda.Tom has to look after Mary.
Tom yaklaşık üç saat Mary'yi beklemek zorunda kaldı.Tom had to wait for Mary for about three hours.
Tom, o çalışırken Mary'nin oğluna bakmak zorunda kaldı.Tom had to take care of Mary's son while she was working.
Tom Mary'ye bakmak zorundaydı.Tom had to take care of Mary.
Tom Mary'ye tek başına bakmak zorundaydı.Tom had to take care of Mary by himself.
Tom Mary'ye otobüsle eve gidebilsin diye biraz para ödünç vermek zorunda kaldı.Tom had to lend Mary some money so she could take the bus home.
Tom Mary ile Boston'a gitmek zorunda kaldı.Tom had to go to Boston with Mary.
Tom Mary'nin yerine işe bakmak zorunda kaldı.Tom had to cover for Mary.
Tom, Mary ile bir hafta sonu daha geçirmek zorunda kalmaktan ödü patladı.Tom dreaded having to spend another weekend with Mary.
Tom Mary için ne kadar beklemek zorunda olduğunu bilmiyor.Tom doesn't know how long he'll have to wait for Mary.
Tom artık Mary hakkında üzülmek zorunda değil.Tom doesn't have to worry about Mary anymore.
Tom arabayı yıkamak zorunda değil. Mary onu zaten yıkadı.Tom doesn't have to wash the car. Mary's already washed it.
Tom istemezse Mary'ye söylemek zorunda değil.Tom doesn't have to tell Mary if he doesn't want to.
Tom Mary'ye yardımcı olmak için evde kalmak zorunda değil.Tom doesn't have to stay home to help Mary.
Tom Mary'nin söylediklerine dikkat etmek zorunda değil.Tom doesn't have to pay attention to what Mary says.
Tom Mary'nin söylediklerini dinlemek zorunda değil.Tom doesn't have to listen to what Mary says.
Tom hislerini Mary'den saklamak zorunda değildir.Tom doesn't have to hide his feelings from Mary.