Benim zamanı henüz gelmedi.My time has not yet come.
Benim zamanım tükeniyor.My time is running out.
Bildiğim kadarıyla hiç zamanında gelmedi.He has never come on time that I know of.
Zamanı boşa harcamanı uygun bulmuyorum.I don't approve of your wasting time.
Belgeye bakmak üç saatten fazla zamanımı alacaktır.It will take me more than three hours to look over the document.
Onu yapmak için çok zamanım var.I have plenty of time to do that.
Akşam yemeği için zamanında geldim.I was on time for dinner.
TV izlemek için hiç zamanım yok.I don't have any time to watch TV.
O kadar meşgulüm ki ayıracak zamanım yok.I am so busy that I have no time to spare.
Ben ders için tam zamanında geldim.I was just in time for class.
Zamanımı radyo dinleyerek geçirdim.I spent my time listening to the radio.
Her zamankinden daha çok zamanım, ve daha az param var.I have more time, and less money than ever.
Boş zamanımı çoğunlukla radyo dinleyerek geçiririm.I often spend my leisure time listening to the radio.
Boş zamanımda şiir yazarım.I write poems in my free time.
Zamanında toplantıda olmak için evden erken ayrıldım.I left home early so I'd be on time for the meeting.
Okula zamanında vardım.I arrived at school on time.
Hayal kurarak bir sürü zamanı boşa harcarım.I waste a lot of time daydreaming.
Bir yürüyüş için zamanım bile yok.I don't even have time for a walk.
Zamanım yok.I am out of time.
Oraya zamanında gidemedim.I failed to go there in time.
Zamanında okula ulaşmadım.I did not reach school in time.
Saatteki zamanı kontrol ettim.I checked the time on the clock.
Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times.
Kayıp zamanı telafi etmek için çok çalışmalıyım.I must work hard to make up for lost time.
Kaybolan zamanı telafi ettim.I made up for lost time.
Ev ödevimi yapacak zamanım yok.I have no time to do my homework.
Kayıp zamanı telafi etmek için acele ettim.I hurried to make up for the lost time.
Kayıp zamanı telafi etmek için çok çalışmam gerekiyor.I must study hard to make up for lost time.
Başkan olarak uzun yıllar geçirdim, zamanın geldiğini hissettiğim için istifa ettim.I've spent so many years as chairman that I feel it's time I stepped down.
Okuyacak zamanım yok.I have no time to read.
Sanırım o, zamanın en büyük sanatçısı.I think he is the greatest artist of the time.
Ona yazacak zamanım yok.I have no time to write to her.
O kadar meşgulüm ki okumak için zamanım yok.I am so busy that I have no time to read.
Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.It took me more than one month to get over my cold.
Okumak için az zamanım var.I have little time to read.
Randevulara zamanında gitmeye önem veririm.I make a point of being in time for appointments.
Hiçbirimiz zamanında limana varamadık.None of us could arrive at the harbor on time.
Bir sürü zamanı boşa harcıyoruz.We waste a lot of time.
Oraya zamanında varabildik.We managed to get there on time.
Akşam yemeği yemek için neredeyse zamanımız yoktu.We hardly had time to eat our dinner.
Zamanın para olduğunu söylemeye gerek yok.It goes without saying that time is money.
Eski bir atasözü zamanın nakit olduğunu söylüyor.An old proverb says that time is money.
Eğer zamanınız varsa, ara sıra birkaç satır yaz.If you have time, drop me a line now and then.
Eğer zamanınız olursa beni görmeye gelin.Come and see me if you have any time.
Zamanım olursa, uğrarım.If I have time, I'll drop in.
Zamanın olursa lütfen uğra.Please come over if you have time.
Zamanın varsa, geçerken galeriye uğrasan iyi olur.Better drop by his gallery if you have time.
Zamanım olursa, yaparım.If I get time, I will.
O kadar az zamanım vardı ki öğle yemeğini aceleyle yemek zorunda kaldım.I had so little time that I had to eat lunch in a hurry.
Yeterli zamanım olsaydı, Londra'nın daha çok kısmını görebilirdim.If I had had enough time, I could have seen more of London.
Zamanımız bitti ve röportajı kısa kesmek zorunda kaldım.We ran out of time and had to cut short the interview.
Çok zamanım yoktu bu yüzden makaleye sadece göz gezdirdim.I didn't have much time so I just skimmed through the article.
Zamanımız bitti, bu yüzden sunumumuzu kısa kesmek zorunda kaldık.We ran out of time, so we had to cut our presentation short.
Tam zamanında geldin.You're just on time.
Ben zamanında orada olduğum için şanslıydım.I was lucky to be there on time.
O, zamanında varmak için koştu.He ran, so as to arrive on time.
Zamanını ve paranı ziyan etme.Don't waste your time and money.
Zamanını ve paranı boşa harcama.Don't waste your time and money.
Zamanın olursa beni görmeye gel.Come and see me when you have time.
Zamanın ölçüsü nedir?What are the measures of time?