Ana içeriğe geç
Sözlük

zaman zaman ile cümle

zaman zaman kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
O on yıl önce İtalya'ya gitti ve o zamandan beri orada yaşıyor.He went to Italy ten years ago and has lived there ever since.
Bir randevuya her zaman zamanında varır.He is always on time for an appointment.
Randevuya zamanında geldi.He was in time for the appointment.
O her zaman sözlerini yerine getirir.He always fulfills his promises.
O sadece gelmedi fakat aynı zamanda bana yardım etmeyi önerdi.Not only did he come but he also offered to help me.
Tren için zamanında varacak.He will be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.He hurried so as to be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için elinden geleni yaptı.He did his best to be in time for the train.
Ne zaman geleceğini tahmin etmek mümkün değil.There is no telling when they will come.
Onların ne zaman varacağını biliyor musunuz?Do you know when they will arrive?
Evlendikleri zaman her ikisi de yalan söylememek için yemin ettiler.When they got married, they both swore to never lie.
Sen hiç onların zamanında geldiğini fark ettin mi?Have you ever known them to come on time?
Onların neredeyse hiç zamanı kalmadı.They hardly have any time left.
Onların büyük gününün ne zaman olduğunu onlara sormak istiyorum.I want to ask them when their big day is.
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Onlar ne zaman bir konser verecekler?When will they give a concert?
Onlar her zaman birbirlerinin boğazına sarılırlar.They are always at each other's throats.
Her zaman para konusunda tartışıyorlar.They are always arguing about money.
Onlar her zaman tartışıyorlar.They are always quarreling.
Onların her zaman parası az.They are always short of money.
Onlar her zaman köpeği kapıya bağlı tutar mı?Do they always keep the dog tied to the gate?
Onlar her zaman şakalar yapıyorlardı.They were always making jokes.
Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.They are always quarrelling in public.
Onlar her zaman ebeveynlerine itaat etmiyorlar.They don't always obey their parents.
Ebeveynlerine her zaman itaat etmezler.They don't always obey their parents.
Onlar bir zamanlar birbirlerine yardım etmişlerdi.They had once helped each other.
Sadece onlar değil aynı zamanda ben de öğretmen tarafından azarlandım.Not only they but also I was scolded by the teacher.
Evlerinden ayrılırlarken zaman kaybetmediler.They lost no time in leaving their home.
Onlar o zaman okul çocuklarıydılar.They were school children then.
Onlar o zaman beş parasızdı.They were badly off at that time.
Onlar o zamana kadar on yıl evliler.They had been married for ten years by that time.
Artık kıt kanaat geçinmek zorunda olmayacakları zamanı dört gözle bekliyorlardı.They looked forward to a time when they would no longer have to live from hand to mouth.
Onlar hasta adamı hastaneye götürmede hiç zaman kaybetmedi.They lost no time in getting the sick man to a hospital.
Onlar tam zamanında vardılar.They were just in time.
Onlar birlikte güzel bir zaman geçirdiler.They had a lovely time together.
Onlar kart oynayarak zaman geçirdiler.They killed time playing cards.
Onlar Roma'da iyi zaman geçirmiş gibi görünüyorlar.They seem to have had a good time in Rome.
Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.Because they had no time to spare, they hurried back to town.
Zaman geçirmek için birbirleri ile sohbet ettiler.They chatted with each other to pass the time.
Onların hepsi zamanında konuşmaya çalıştı.They all tried to talk at one time.
Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler.They set the time and place of the wedding.
Onlar sadece protestoyu görmezden gelmediler, aynı zamanda basına yalan söylediler.Not only did they ignore the protest, they also lied to the press.
Onlar bu zamana kadar eve gelmiş olmalıdır.They must have arrived home by this time.
Köprüyü yapmayı zamanında bitirdiler.They finished building the bridge on time.
Onlar zaman zaman bizi ziyaret ederler.They visit us from time to time.
Tüm gün birlikte oynayarak zaman geçirmeyi severlerdi.They loved to spend all day playing together.
Kışın onlar her zaman kayak yapmaya giderler.They always go skiing in winter.
Onlar aynı zamanda başladılar.They started at the same time.
Onlar yorgun olduğu için her zamankinden daha erken döndüler.Since they were tired, they turned in earlier than usual.
Onu yolculuğa çıkmaktan vazgeçirmeye çalışırken zor bir zaman geçirdim.I had a hard time trying to talk him out of taking the trip.
Ona zaman verin.Give him time.
Onu ziyaret ettiğim zaman, sıcak karşılandım.I was welcomed whenever I visited him.
O son zamanlarda çökmüş görünüyor.She seems down lately.
Onun ne zaman ve nerede doğduğu belli değildir.It is not clear when and where she was born.
Onun ne zaman Londra'ya gideceğini bilmiyorum.I don't know when she will leave for London.
Onun raporu yazması uzun bir zaman aldı.It took a long time for her to write the report.
Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı.It took a long time to take in what she was saying.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceği şüphelidir.It is doubtful whether she will come on time.
Onun ne söylediğine pişman olacağı zaman gelecektir.The time will come when she will regret what she has said.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod