Ana içeriğe geç
Sözlük

yoğunlaştırma ile cümle

yoğunlaştırma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
13
HARF
5
HECE
11
ORT. KELİME
Yoğunlaştırmayla bağlantılı olarak rüyaların düşünsel ifadesinde bir "üst-belirlenme" oluşur.Through condensation or compression, dream content can be presented in one dream.
Ve yoğunlaştırıyorlar, yeni yoğunlaştırma, belki de Dünya üzerindeki herkesten daha iyi yapıyorlar.And they are doing density, new density, better than probably anybody else on the planet right now.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Increasingly, we're realizing that we don't even need to densify an entire city.
Makedonya, isim anlaşmazlığına son verme çabalarını yoğunlaştırmaya karar verdi.Macedonia has planned to intensify its efforts to end the dispute.
Yetkililer Kosovalı yetkililer ve halkı, çabalarını bu yönde yoğunlaştırmaya çağırdı.The officials urged Kosovo's leaders and people to focus their efforts on this.
"Tüm bunlar Brüksel ile iletişimi yoğunlaştırmakla birlikte manipülasyonu da azaltacak."All this will make intensive communication with Brussels, but also narrow down manipulation. ...
Sekreterlikte, yetkililere hükümetler arası işbirliğini yoğunlaştırma görevi verilecek.Officials would be tasked with intensifying intergovernmental co-operation.
Başka bir yöntem, peptit fragmanlarının bağlandığı fragman yoğunlaştırmadır.Another method is fragment condensation, in which peptide fragments are coupled.
Dikkat yoğunlaştırmaAttentional zoom
Farkındalık: Farkındalık bilinçli olarak dikkatimizi o anki deneyimlerimize yoğunlaştırmamızdır.لذلك علينا أن نكون سعداء أنه يبشّرنا بصورة غاية في الذكاء.
Farkındalık: Farkındalık bilinçli olarak dikkatimizi o anki deneyimlerimize yoğunlaştırmamızdır.它教會我們深入思考我們的想法。
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Cada vez mais, estamos a compreender que nem precisamos de tornar mais densa toda a cidade.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Cada vez más, nos estamos dando cuenta que ni siquiera tenemos que densificar toda la ciudad.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Coraz częściej zaczynamy zdawać sobie sprawę z tego, że nawet nie musimy zagęszczać całego miasta.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.I större grad så inser vi att vi inte ens behöver förtäta en hel stad.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.시간이 가면 갈수록 저희는 굳이 도시 전체를 채울 필요가 없다는 것을 느끼고 있습니다.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Mindinkább rájövünk, hogy nincs is szükségünk az egész várost zsúfoltabbá tenni.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Nous nous rendons compte de plus en plus que nous n'avons même pas besoin de densifier une ville entière.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Realizăm din ce în ce mai mult că nici nu este necesar să densificăm un întreg oraş.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Sehingga, kita semakin menyadari bahwa sebenarnya kita tidak perlu memadati seluruh kota.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Stále viac si uvedomujeme, že v podstate ani nemusíme zintenzifikovať úplne celé mesto.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Stále více si uvědomujeme, že nepotřebujeme zhustit celé město.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Steeds meer realiseren we ons dat we niet eens een complete stad hoeven te verdichten.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Uns wird zunehmend bewusst dass wir dazu nicht einmal die gesamte Stadtfläche verdichten müssen.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Όλο και περισσότερο, διαπιστώνουμε ότι δεν χρειάζεται καν να πυκνώσουμε μία ολόκληρη πόλη.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Все повече осъзнаваме, че няма нужда да сгъстяваме целия град.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Ми дедалі краще розуміємо, що нам навіть не потрібно ущільнювати все місто.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.Мы все яснее понимаем, что нам даже не нужно уплотнять целый город.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.יותר ויותר, אנחנו מבינים שאנחנו אפילו לא צריכים לדחוס את כל העיר.
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.ونحن اليوم وبصورة متزايدة ندرك اننا لسنا بحاجة الى ان مدن كاملة بكثافة مرتفعة جداً
Daha fazla anlıyoruz ki bir bütün kenti yoğunlaştırmaya bile ihtiyacımız yok.都市全域の人口密度を高める必要はない 必要なのは あまり車を利用しないで済む
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.A jutalmak, természetüknél fogva, csőlátást okoznak, rájuk koncentrál az agyunk.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Belohnungen begrenzen naturgemäß unser Blickfeld, konzentrieren unsere Gedanken.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Các phần thưởng, theo đúng bản chất của chúng, có xu hướng thu hẹp lại tầm nhìn, tập trung lại sự chú ý.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Door hun aard beperken beloningen onze focus. Ze concentreren de gedachten.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Hadiah, berdasarkan sifatnya mempersempit fokus kita, mengkonsentrasikan pikiran.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.보상은 자연스럽게 사람의 시야를 좁히고, 생각을 집중하게 해서
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Las recompensas, por su propia naturaleza, estrechan nuestro punto focal, concentran la mente.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Le ricompense, per loro stessa natura, concentrano l'attenzione, restringono il pensiero.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Les récompenses, de par leur nature, restreignent notre vision, concentrent la pensée.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Nagrody, ze swojej natury, zawężają uwagę, koncentrują umysł.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Palkinnot rajoittavat huomiota, ja saavat mielen keskittyneeksi.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Recompensele, prin propria lor natură, îngustează focalizarea noastră, concentrează gândirea.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Už z podstaty odměn vyplývá, že zužují naší pozornost, soustředí naší mysl.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Už z podstaty odmien vyplýva, že zužujú naše zameranie a sústreďujú našu myseľ.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Οι ανταμοιβές, από την ίδια τη φύση τους, περιορίζουν την προσοχή μας, συγκεντρώνουν τον νου.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Винагороди, за своєю природою, звужують нашу увагу, підвищують концентрацію.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Награда, в силу своей природы, сужает наш фокус, концентрирует мозг.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.Наградите, поради самата си природа, стесняват нашия фокус, концентрират ума.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.תגמולים, מעצם טבעם, מצמצמים את ההתמקדות שלנו, מרכזים את התודעה.
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.المكافآت بطبيعتها تركز التفكير وتحدد مجال التركيز
Ödüller, tam da doğaları gereği, dikkatimizi odaklamamızı ve zihnimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.視野を狭め 心を集中させるものです 報酬が機能する場合が多いのはそのためです
Sıvıyı kaynatıp yeniden yoğunlaştırmak isterseniz, saatte 10 galon(45lt) azalır.시간당 10갤론의 비율로 물을 끓이기를 원한다면
Sıvıyı kaynatıp yeniden yoğunlaştırmak isterseniz, saatte 10 galon(45lt) azalır.אבל יותר מעניין, מהתרמודינמיקה של זה נובע,
Sıvıyı kaynatıp yeniden yoğunlaştırmak isterseniz, saatte 10 galon(45lt) azalır.إذا أردت غلي الماء وإعادة تكثيفه بمعدل 10 غالونات في السّاعة ،
Sıvıyı kaynatıp yeniden yoğunlaştırmak isterseniz, saatte 10 galon(45lt) azalır.約25キロワットの25.3キロワット-
Ve yoğunlaştırıyorlar, yeni yoğunlaştırma, belki de Dünya üzerindeki herkesten daha iyi yapıyorlar.E al momento, stanno gestendo la densità meglio di chiunque altro sul pianeta, probabilmente.
Ve yoğunlaştırıyorlar, yeni yoğunlaştırma, belki de Dünya üzerindeki herkesten daha iyi yapıyorlar.En ze doen aan dichtheid, nieuwe dichtheid, beter dan waarschijnlijk om het even wie vandaag op de planeet.
Ve yoğunlaştırıyorlar, yeni yoğunlaştırma, belki de Dünya üzerindeki herkesten daha iyi yapıyorlar.Estão a criar uma nova densidade, talvez melhor do que outra qualquer no planeta, neste momento.
Ve yoğunlaştırıyorlar, yeni yoğunlaştırma, belki de Dünya üzerindeki herkesten daha iyi yapıyorlar.És úgy nő a népsűrűség, olyan módon növekednek ami jobb, mint bárhol másutt a világon.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod