Ama kısa bir zaman sonra sağ kalp yetmezliği belirtilerim başladı deniz seviyesine geri dönmem gerekliydi.Jednak szybko zaczęłam okazywać oznaki niewydolności prawej części serca - musiałam wrócić na poziom morza.
Ama kısa bir zaman sonra sağ kalp yetmezliği belirtilerim başladı deniz seviyesine geri dönmem gerekliydi.하지만 곧 저는 심장 오른쪽 부전 신호를 보였고, 저는 다시 바닥으로 돌아왔습니다.
Ama kısa bir zaman sonra sağ kalp yetmezliği belirtilerim başladı deniz seviyesine geri dönmem gerekliydi.Σύντομα όμως εμφάνισα συμπτώματα καρδιακής ανεπάρκειας και έπρεπε να επιστρέψω σε μηδενικό υψόμετρο
Ama kısa bir zaman sonra sağ kalp yetmezliği belirtilerim başladı deniz seviyesine geri dönmem gerekliydi.אבל מהר מאוד גיליתי סימנים של אי ספיקת לב ימנית ואני הייתי חייבת לחזור לגובה ים
Ama kısa bir zaman sonra sağ kalp yetmezliği belirtilerim başladı deniz seviyesine geri dönmem gerekliydi.もう二度と故郷の家を 見ることもないだろうと思いつつも
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Ale wraz z wiekiem, narządy coraz częściej zawodzą.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.그런데 문제는 우리가 나이가 들면서 장기가 제 기능을 못하는 경우가 많아집니다.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Leider neigen unsere Organe im Alter häufiger zum Versagen.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Le problème est que, alors que nous vieillissons, nos organes cessent de fonctionner plus souvent.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Ma il problema è che, con l'invecchiamento, i nostri organi tendono a deteriorarsi di più.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.O problema é que, à medida que envelhecermos, os nossos órgãos tendem a falhar mais.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Pero el problema es que al envejecer los órganos tienden a fallar.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Problema e că pe măsură ce îmbătrânim organele noastre tind să se deterioreze.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Problémem je, když stárneme, naše orgány mají tendenci více selhávat.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Vấn đề chính là, khi chúng ta già đi, các cơ quan nội tạng dễ bị hư hại hơn.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.Και το πρόβλημα είναι ότι καθώς μεγαλώνουμε τα όργανα μας τείνουν να καταστρέφονται.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.И проблема в том, что с возрастом наши органы всё больше отказывают.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.И проблемът е, че както ние стареем, органите ни са склонни да се изчерпват все повече.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.אבל, ככל שאנו מזדקנים, גדל הסיכוי לכשל של האיברים שלנו.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.والمشكلة هي، أنه كلما كبرنا في السن، تميل أعضائنا إلى الفشل بشكل أكبر.
Ama sorun şu ki, yaşlanırken, organlarımızın yetmezliğe girme ihtimali de artıyor.臓器が故障しやすくなるということです そのため 現在
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.C'est ce que je vois. Et (cette lettre), ce n'est pas sufisant pour m'en dissuader.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Det är vad jag ser, och detta brev är inte tillräckligt för att övertyga mig om motsatsen
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Deze droom moet je wekken.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.És ez a levél nem elég ahhoz, hogy meggyőzzön arról, hogy ez nem így van.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Esto es lo que veo, y esta (carta) no es suficiente para convencerme de lo contrario.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Questo è quello che vedo, e questa (lettera) non è sufficiente a convincermi altrimenti.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Se on mitä näen ja tämä kirje ei saa minua vielä ollenkaan vakuuttumaan toisin.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.To je, co vidím. A toto (dopis) není dost, aby mě to přesvědčilo o opaku.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.To jest to, co widzę i to (list) nie jest wystarczające, żeby mnie zapewnic.
Benim gördüğüm bu, aksi takdirde bu (mektup) beni ikna etmeye yetmezdi.Это то что я вижу, и этого (письма) не достаточно для того чтобы убедить меня в обратном.
Ben seni seviyorum. Yetmez mi?Γκιουνέυ.
Bir fotoğraf yetmez."Een foto is niet genoeg."
Bir fotoğraf yetmez."Egy fénykép nem elég."
Bir fotoğraf yetmez."Ein Foto ist da nicht genug."
Bir fotoğraf yetmez."Fotografija ni dovolj."
Bir fotoğraf yetmez."Je dois faire plus qu'une simple photo".
Bir fotoğraf yetmez."사진으로는 부족하다."
Bir fotoğraf yetmez."Một bức ảnh là không đủ."
Bir fotoğraf yetmez."O poză nu este suficientă."
Bir fotoğraf yetmez.""Uma fotografia não é suficiente."
Bir fotoğraf yetmez."Una foto no es suficiente".
Bir fotoğraf yetmez."Una foto non è abbastanza."
Bir fotoğraf yetmez." Ve dışarıya çıkıp plastik bir çerçeve alıp fotoğrafını içine yerleştirmiş.Prostá fotografie nestačí." Šel a zakoupil k ní ještě plastový rámeček.
Bir fotoğraf yetmez."Zdjęcie to za mało."
Bir fotoğraf yetmez."Μια φωτογραφία δεν είναι αρκετή."
Bir fotoğraf yetmez."Една снимка не е достатъчна."
Bir fotoğraf yetmez."Фотографии будет не достаточно".
Bir fotoğraf yetmez."תמונה אינה מספיקה"
Bir fotoğraf yetmez."الصورة لا تكفي."
Bir fotoğraf yetmez."彼は写真を入れる額を買ってきて
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.엄청난 숫자인 것 같죠. 이 숫자들은 여러분을 멍하게 만듭니다. 하지만 우리는 그것을 몇가지의 기본적인 현실적 문제로 나누어 봅니다.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.Les chiffres vous font fuir. Mais nous réduisons cela à quelques réalités de base.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.Solo i numeri ti fanno voler lasciare perdere. Ma li analizziamo e suddividiamo.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.Vyzerá to zdrvujúco. Tieto číslo vás len odradia. Ale my to rozdelíme na základné skutočnosti.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.От подобни числа на човек може да му прилошее. Но можем да го сведем до нещо ежедневно.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.Це здається неймовірним. Такі цифри викликають бажання просто відступитися. Але ми намагаємося їх зменшити.
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.די במספרים כדי לגרום להלם. אבל אנו מפרקים את זה לחלקי מציאות בסיסית. ונושא זכויות האדם
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.إن هذه تبدو مغامرة الأرقام عادة تجعلك تفزع لكننا نبسط هذه الأرقام إلى حقائق أساسية
Bölge dışına çıkmak istiyorsanız... ...sadece sayılar yetmez ama... ...bazı ana gerçeklerle bunu yıkabiliriz.この数字を見ると気が遠くなると思います。 しかし私たちはこれを基本的な現実に分けます。 人権については