Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?En cualquier momento durante una entrevista con alguien puedo decir "¿Estás bien fresco para esta entrevista?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?E sempre que entrevistar alguém, posso dizer: "Sente-se suficientemente fresco para esta entrevista?"
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Ha interjút kell készítenem valakivel, megkérdezhetem: "Eléggé frissnek érzi magát?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız? Hazır mısınız?Ведучи переговори з ким завгодно, я кажу: " ви достатньо освіжилися перед інтерв"ю? чи ви готові?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Kdykoliv budu dělat s někým rozhovor, můžu říct, "jste na tento rozhovor dostatečně čerstvý?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Keď budem robiť rozhovor s niekým, poviem: "Ste dosť čerstvý na rozhovor?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?제가 누군가와 인터뷰를 하는 동안의 어느 때라도, "이 인터뷰를 위해 준비됐나?"
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Mens hver gang jeg laver et interview med nogen, kan jeg sige, "Er du frisk nok til dette interview?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Quando sono in un'intervista posso chiedere a quella persona, "Ti senti fresco, a posto?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Setiap saat aku akan mewawancara seseorang, aku akan bertanya, "Apakah kau cukup segar untuk wawancara ini?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Und jedes Mal, wenn ich jemanden interviewe, kann ich sagen: "Sind sie frisch genug für dieses Interview?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Zawsze kiedy będę robił z kimś wywiad, powiem: "Czy czujesz się dostatecznie świeżo?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Καθώς θα παίρνω μια συνέντευξη από κάποιον, μπορώ να λέω, "Είστε αρκετά φρέσκος γι'αυτή τη συνέντευξη;
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Всякий раз перед интервью с кем-то, я могу спросить: "Вы достаточно свежи для этого интервью?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?Докато по всяко време, когато правя интервю с някого мога да кажа: "Достатъчно свежи ли сте за това интервю?
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?ובכל פעם שאני מראיין מישהו, אני יכול להגיד, "האם אתה מספיק רענן לראיון הזה?"
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?في أي وقت أقابل أحدهم أستطيع القول، " هل أنت منتعش لهذه المقابلة؟
Biriyle görüşme yaptığım sırada, şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?「インタビューを前にしてさっぱりしてる? 準備できた?緊張してる?
Bir köşenin tanjantına indirgedik. Ama bu yeterince çekici/seksi değil.Uczymy się o tangensach kątów, ale to nie jest zbyt ciekawe.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Ennek, definíciója szerint, nincsenek dimenziói, olyan mint egy elektron, eléggé fura.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Er ist, per Definition, dimensionslos, wie ein Elektron, seltsam genug.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Este prin definiție fără dimensiuni, ca un electron, destul de straniu.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Het is, per definitie, dimensieloos, als een elektron, vreemd genoeg.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Již svou definicí je bezrozměrný, jako elektron, kupodivu.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Non ha dimensioni per definizione, come un elettrone, stranamente.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Par définition, il n'a pas de dimensions, comme un électron, plutôt bizarrement.
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Po definiciji je brez dimenzij, tako kot elektron, čudno, ne?
Bir noktayı göremezsiniz. Tanım olarak zaten boyutsuzdur, bir elektron gibi yani, yeterince tuhaftır.Тя по дефиниция няма измерения, като електрон - странно.
Bir önceki videodaki böyleymiş, yeterince benziyor.Ca ressemblait à ça dans la vidéo précédente, mais c'est assez proche.
Bir önceki videodaki böyleymiş, yeterince benziyor.Então digamos que nós estamos lidando com exatamente a mesma curva do último vídeo.
Bir önceki videodaki böyleymiş, yeterince benziyor.Tenía aquella forma en el último vídeo, pero parecido bastante.
Bir önceki videodaki böyleymiş, yeterince benziyor.Wcześniej wyglądała tak. Podobieństwo jest wystarczające.
Bir önceki videodaki böyleymiş, yeterince benziyor.بدأ مثل هذا في شريط الفيديو الأخير، لكنه أغلق ما يكفي.
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Auf dem Highway ist es schon schlimm genug, wie wird das erst dort oben?"
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?C'est déjà assez nul sur autoroute, qu'est-ce que cela sera dans les airs?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Đường cao tốc đã đủ tệ rồi, sẽ thế nào khi đưa nó lên không trung?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?"E greu pe șosea, darămite în aer!"
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?고속도로도 아니고, 어떻게 하늘을 이용한다는 건가요?'
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Na autostradach jest fatalnie, więc jak może być w przestworzach?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Na dálnicích je to dost šílené, jaké by to bylo cestovat vzduchem?"
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Ya de por si está mal aquí en la autopista, ¿cómo va a ser en el aire?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?Достатъчно зле е на магистрала - а какво ще е да си във въздуха?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?На автострадах сейчас уже сложно, а что будет в воздухе?
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?העולם הזה שאתם עומדים לדבר עליו מחר
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?انها سيئة بما فيه الكفاية على الطريق السريع, مالذي سيتغيّره كوننا في الهواء؟
Bir otoyolda olmak yeterince kötü zaten, peki havada olmak nasıl olacak?未来の世界は完全に統合され
Bir şeyi yeterince istersen, mutlaka bir yol vardır!Wo ein wille is, ist auch ein weg!
Bir tane de 4 üm olsun. Bu yeterince iyi.Y digamos que tengo un cuatro
Bir yandan da bu konu üzerinde yeterince durulmadığı için medya suçlandı:Den Medien wurde vorgeworfen, dem Thema nicht genügend Bedeutung beizumessen:
Bir yandan da bu konu üzerinde yeterince durulmadığı için medya suçlandı:Otros responsabilizaron a los medios por no destacar el tema lo suficiente:
Bir yandan da bu konu üzerinde yeterince durulmadığı için medya suçlandı:В то время как другие обвиняют правительство:
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.De har ikke tiden til at lære os at kende.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Ei nu au timp pentru a ne cunoaşte.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Họ không đủ thời gian để tìm hiểu điều chúng ta.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Ils n'ont pas le temps d'apprendre à nous connaître.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.그들에겐 우리를 알아가기 위한 시간적 여유가 없습니다.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Mereka tak punya banyak waktu untuk mengenal kita.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Não têm tempo suficiente para nos conhecer.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Nawet nie mają czasu by nas poznać.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.Nemají čas nás blíže poznat.