Geceleyin yeterince uyumuyorum.I don't get enough sleep at night.
Onların yetenekli bir yapımcısı var.They have a talented producer.
Fransızcam mükemmel değil ama yeterince iyi iletişim kurabilirim.My French isn't perfect, but I can communicate well enough.
Tom Fransızcada yeterli.Tom is proficient in French.
Yetişkinlere Fransızca öğretirim.I teach French to adults.
O bir pirinç yetiştiricisi.He's a rice farmer.
Bu çanta yeterince büyük değil.This bag is not big enough.
Bence yeterince yaşlısın.I think you're old enough.
Sanırım çok yeteneklisin.I think you're very talented.
Yeterince soru sorduğunu düşünüyorum.I think you've asked enough questions.
Sanırım yeterince yaptın.I think you've done enough.
Yeterince sahip olduğunu düşünüyorum.I think you've had enough.
Sanırım ne demek istediğini yeterince anlattın.I think you've made your point.
Mutfak bıçağı eti kesmek için yeterince keskin değildi, bu yüzden çakımı kullandım.The kitchen knife wasn't sharp enough to cut the meat, so I used my pocket knife.
Öncelikle, yeterli paramız yok.To begin with, we don't have enough money.
Onlar birbirlerini yeterince anlamıyorlar.They can't get enough of each other.
Konaklamak için yeterli yerleri yok.They don't have enough room to camp.
Onlar yaz eğitimi sırasında çok yetenekli bir oyuncu keşfettiler.They discovered a very talented player during summer training.
Yeterince yükseğe sıçradın.You jumped high enough.
Konferans salonunda yeterli sandalye yok.There aren't enough chairs in the conference room.
O, olağanüstü yetenekli piyanist olarak kabul edilirdi.He was considered an extraordinarily gifted pianist.
O, olağanüstü yetenekli piyanist olarak kabul edilir.He is considered an extraordinarily gifted pianist.
Markku ve Liisa kıt kanaat geçinecek kadar yeterli miktara sahipti.Markku and Liisa had just enough to keep the wolf from the door.
Onların ikisi de yeteneklidir.They are both talented.
Sadece okumak için yeterli ışık var.There is just enough light to read by.
İngilizcedeki yeteneği beni gerçekten şaşırtıyor.His skill in English truly astounds me.
Benim özel yeteneğim, her zaman, her yerde, herkesle bir arkadaşlık kurabilmemdir.My special talent is that I can form a friendship at any time, anywhere, and with anyone.
Yapmanı istediğimiz her şeyi yapmak için yeterli zamanın olacağından emin değilim.I'm not sure you'll have enough time to do everything we've asked you to do.
Meramımı anlatmak için yeterince iyi Fransızca konuşabilip konuşamadığımı bilmiyorum.I don't know if I can speak French well enough to make myself understood.
Okula gitmeden önce odamı temizlemek için yeterli zamanım olduğundan emin değilim.I'm not sure I have enough time to clean my room before I go to school.
Tom Mary'nin uzaylılar tarafından kaçırıldığını gördüğünü yetkililere anlattı.Tom told the authorities that he saw Mary being abducted by aliens.
Tom bir motosiklet almak için yeterli parası olmadığını söyledi.Tom said he didn't have enough money to buy a motorcycle.
Onların istedikleri her şeyi almak için yeterli parası yok.They don't have enough money to buy everything they need.
Bu raporu bitirmek için yeterli zamanım olduğundan emin değilim.I'm not sure I have enough time to finish this report.
Biz bu tür şeyleri yapmak için yeterli ödeme almıyoruz.We don't get paid enough to do this kind of thing.
Bu eldivenlerin ellerimi yeterince sıcak tutması gerekiyor.These gloves should keep my hands warm enough.
Herkes için yeterli yiyecek olup olmadığını merak ediyordum.I wonder if there's enough food for everyone.
İstediğim her şeyi satın almak için yeterli param var.I have enough money to buy everything I want.
Bana ne yapacağımı söylemeye yetkin yok.You have no authority to tell me what to do.
Tom herkesin duyması için yeterince yüksek sesle bağırdı.Tom yelled loud enough for everyone to hear.
Sana yardım etmek için yeterli zamanım olduğundan emin değilim.I'm not sure I have enough time to help you.
Onu yapmak için yeterli zamanım olup olmadığını bilmiyorum.I don't know if I have enough time to do it.
Tom bana bir ömür boyu yetecek kadar sabun verdi.Tom gave me enough soap to last a lifetime.
Tom'un geçinmek için yeterli Fransızca bildiğinden eminim.I'm sure Tom knows enough French to get by.
Yetkimi aştıysam özür dilerim.I'm sorry if I overstepped my authority.
Tom kazancını giderine yetiştirmekte sıkıntı yaşıyor.Tom has trouble making both ends meet.
Onlar bize yardım etmek için yeterince güçlü değildi.They weren't strong enough to help us.
Zaten bizi yeterince yavaşlattın.You've slowed us down enough already.
Biz buralarda yeterince uzun süre bekledik.We've waited around here long enough.
Belki onun yeterli olacağını düşündüm.I thought maybe that would be enough.
Bana yeterince para ödersen giderim.I'll go if you pay me enough money.
Ne yazık ki bu yeterince iyi değil.I'm afraid that's not good enough.
Sen hakkında endişelenecek yeterince şeye sahipsin.You've got enough to worry about.
Burada olmak için yetkili değilsin.You're not authorized to be here.
Onu şimdi yapmak için yeterince güçlüyüm.I'm strong enough to do that now.
Bunu yapmak için yeterince güçlü değilim.I'm not strong enough to do this.
Tom'un yeterli parası olup olmadığını göreceğim.I'll see if Tom has enough money.
Ne kadar yetenekli olduğunu Tom'a söyledim.I told Tom how talented you were.
Yeterince zamanımı harcadın.You've wasted enough of my time.
Bir at bakmaya gücümüz yetmiyor.We can't afford to keep a horse.