yaratmaz ile cümle

yaratmaz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Gidip gitmemen fark yaratmaz.It makes no difference whether you go or not.
Görüyorsun, insanlar zaman yaratmaz; eğer başarsaydık onu asla tüketmezdik.You see, humans don't create time; if we did we'd never run out of it.
Beş ya da on dakika fark yaratmazdı.Five or ten minutes would not have made any difference.
Onu yapmak herhangi bir fark yaratmazdı.Doing that wouldn't have made any difference.
Bu çok fark yaratmazdı.That wouldn't make much difference.
Ancak, karşılanmamaları durumunda müşterilerde tatminsizlik yaratmazlar.But as to be expected, she fails to attract any customers.
Ancak bu sorun yaratmaz.That won't be a problem.
Hükümet iş fırsatı yaratmaz.Government does not create jobs.
Hükümet iş firsatı yaratmaz.Government does not create jobs.\ CROWLEY:
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Maybe consciousness exists, but it can't make any difference to the world.
Vergileri artırmak, özel sektör işleri yaratmaz.Raising taxes won't create private sector jobs.
Bizi unutacak olsaydı, Tanrı bizi yaratmazdı.God wouldn't have created this population just to forget us.
Suçlama tek bir iş bile yaratmaz.The blame doesn't create a single job.
Suçlama tek bir fırsat bile yaratmaz.Blame doesn't create a single opportunity.
Yaşlı veya genç ol, hiçbir farklılık yaratmaz.If you're old or young it doesn't really make a difference.
Çirkin veya gerçekten çok güzel ol, herhangi bir fark yaratmaz.If you're ugly or if you're really, really good-looking it makes no difference whatsoever.
Dr. Hess bebeğimin bir şeyler öğrenmesi için ne yapabilirim? ölçülü olduğu sürece sorun yaratmaz.A lot of parents ask me about television.
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Capable, generous men do not create victims; they nurture victims?
Hikayeleri yaratmazsak büyük olasılıkla çıldırırız.If we do not create the stories, we probably go mad.
Fakat aslında; bu, insanların fikirlerinde değişiklik yaratmaz.But in fact that doesn't change people's minds at all.
Bir süre bize sorun yaratmazlar.They should not trouble us for some time.
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır., As for those they call besides God, they cannot create a thing, and have themselves been created.
"Bunu bilseydim, asla böyle bir araç yaratmazdım." [1]“If I had known that, I would never have created such a tool.”[1]
Ancak, karşılanmamaları durumunda müşterilerde tatminsizlik yaratmazlar.Werden sie nicht erfüllt, macht das den Kunden unzufrieden.
Ancak bu sorun yaratmaz.Dat is geen probleem.
Ancak bu sorun yaratmaz.Ništa to je problem.
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Befolyásos, nagylelkű emberek nem keltenek áldozatokat; hanem gondozzák őket?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?CA: 피해자를 만들지 않는, 유능하고 너그러운 남자라구요? 사람들이 피해자를 돌본다구요?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?CA: Kykenevät, anteliaat ihmiset eivät luo uhreja; he tukevat niitä?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Capabele, vrijgevige mannen creëren geen slachtoffers; zij verzorgen slachtoffers?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Fähige, großzügige Menschen erschaffen keine Opfer; sie kümmern sich um Opfer?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Gli uomini capaci e generosi non creano vittime; accudiscono le vittime?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Kompetente generøse mænd skaber ikke ofre; de hjælper ofre?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Les hommes à la hauteur, généreux, ne font pas de victimes; ils prennent soin des victimes ?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?¿Los hombres generosos y capaces no crean víctimas; cuidan de las víctimas?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Những người tài năng và hào phóng không tạo ra nạn nhân; mà ủng hộ nạn nhân?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Oamenii capabili şi generoşi nu creează victime; ei le îngrijesc?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Orang yg mampu dan ikhlas tidak menciptakan korban mereka mengayomi korban ?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Schopní, velkorysí lidé nevytvářejí oběti, ale starají se o ně?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Schopní, veľkorysí ľudia nevytvárajú obete; starajú sa o obete?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Sposobni, velikodušni moški ne ustvarjajo žrtev; ampak za žrtve skrbijo?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Uzdolnieni, wielkoduszni ludzie nie powodują ofiar; oni się nimi opiekują?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Οι ικανοί, οι γενναιόδωροι άνθρωποι δεν δημιουργούν θύματα, τα ανατρέφουν;
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?К.А.Одаренные и благородные люди не плодят жертв, они поддерживают жертв?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?Умелите и щедри хора не създават жертви, те помагат на жертвите?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?כ"א: אנשים נדיבים אינם יוצרים קורבנות, הם מטפחים קורבנות?
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?كريس : حسناً , الرجال الكرماء الذين لهم قدرات خاصة لا يتسببون في إنتاج ضحايا : إنهم يقومون برعاية الضحايا .
Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?犠牲者を生み出すのではなく 助ける ええ もっとも私は
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.이 세상을 바꾸지는 못한다.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Måske findes bevidsthed men det vil ikke gøre nogen forskel i verden
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Medvetandet kanske existerar men det kan inte påverka något i världen.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Možná vědomí existuje, ale ve světě nehraje roli.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Možno vedomie existuje, ale nemôže vo svete urobiť žiadnu zmenu.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Peut être que la conscience existe, mais elle n'a aucune influence sur notre monde.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Poate conștiința există, dar asta nu schimbă lucrurile cu nimic.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz."Talvez a consciência exista, "mas não altera a ordem das coisas no mundo.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Tietoisuus saattaa olla olemassa, mutta sillä ei ole mitään merkitystä maailmassa.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Η συνείδηση ίσως υπάρχει, αλλά για τον κόσμο δεν κάνει κάποια διαφορά.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Може би съзнанието съществува, но няма някакво важно значение за света.
Belki bilinç vardır, ama bu dünya için bir fark yaratmaz.Можливо, свідомість й існує, проте ніяк не впливає на світ.
İlgili Sayfalar