yaramış ile cümle
yaramış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Yaramış, Van ilinin Gürpınar ilçesine bağlı bir mahalledir.With its rich volcanic soil, the city is well known for its gardens.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.These prosthetics have been very successful.
Bu olay Grove Street Families'e yaramıştır.This created great difficulties for Norwegian street workers.
"Evlilik sana yaramış" diye belirtti."Wedlock suits you," he remarked.
Hastane sana yaramış gibi?What, were you, like, working out at the hospital?
Bulla işe yaramış ve ağabeyini korumuştu.The bulla had worked. It had protected him.
Sana saray yaramış bakıyorum!I guess the palace life is great.
Ve bu orada bayağı işe yaramıştı.And it worked really well there.
Bu yüzden işe çocuklardan başlamak hep işe yaramıştır.And it really works to start with them.
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Life in the West has done you well!
Umarım farklı bir yolla sorunun çözüldüğünü görmek işinize yaramıştır. .Hopefully, it was reasonably useful to see this done another way.
Ve bu gerçekten işe yaramış bir özel-genel çözümün gerçek hikayesi.And this is really a story about a public-private solution that has really worked.
Seung Jo'da işe yaramıştı.It worked well for Seung Jo.
Umarım bu video işinize yaramıştır. aBut hopefully you found this a little bit helpful.
Peki, size gerçekte işe yaramış olan birkaç örnek vereyim.Well, let me tell you about a few examples where this has actually worked.
Ve sonra, hastaların birçoğu geri gelmemeye başladı, çünkü işe yaramıştı.And it turned out that most people wouldn't come back, because it worked.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.It's kind of the model that has worked in other contexts.
Umarım bu işinize yaramıştır.Anyway, hopefully you found that useful.
Bu formül iki boyutlu düzlemde işe yaramıştı.This worked well in R2.
Pekin'deki SARS salgınında işe yaramıştı.During the SARS epidemic in Beijing quarantine did seem to help.
Umarım, bu, kısmi türevin tekrarı olarak da işe yaramıştır. -So hopefully this makes some sense just as a review of taking a partial derivative.
Sanki işe yaramıştı.It seemed to work.
Elinden düşürmediği çakmağı sonunda bir işe yaramıştır.Der von ihm geleitete Einsatz von Treibminen scheiterte.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Die Beutnerei war überaus einträglich.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Cette mascarade eut un très grand succès.
Büyü işe yaramıştır, Katrina onların kölesi olmuştur.La noche es mágica, de Karina.
Diğer maçlarda da çok işe yaramıştır ve büyük beğeni almıştır.Он играл хорошо и в других матчах, за что удостоился похвалы.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Действия зенитчиков были весьма эффективны.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Takie pułapki są bardzo skuteczne.
Elinden düşürmediği çakmağı sonunda bir işe yaramıştır.Виникла пожежа, яку відразу загасити не вдалося.
Elinden düşürmediği çakmağı sonunda bir işe yaramıştır.Unul dintre gloanțele care l-a lovit nu a putut niciodată să-i fie extras.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Ezt Vitigis ügyesen kihasználta.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Falskneriet var meget dyktig utført.
Yaramış, Van ilinin Gürpınar ilçesine bağlı bir mahalledir.她的善心,使地獄化為天堂,刑具化為蓮花。
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.עסקאות אלה היו רווחיות מאוד לסוחרים.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.Need argumendid on olnud väga mõjukad.
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Đi Tây về có khác
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Het leven in het Westen gedaan heeft je goed!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Kehidupan di Barat telah kau selesaikan dengan baik!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Kehidupan di Barat telah kau selesaikan dengan baik!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.La vida en el Oeste le ha hecho bien!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.La vie dans l'Ouest t'a fait du bien !
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Livet i väst har gjort dig väl!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Život na Západě ti udělal dobře!
Batıda iki yıl yaşamak yaramış.Как изменила его западная жизнь!
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.C'est une sorte de modèle qui a fonctionné dans d'autres contextes.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.Es ist ähnlich wie das Modell, das in anderen Kontexten funktioniert hat.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.E' un tipo di modello che ha funzionato in altri contesti.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.Het is een beetje het model dat gewerkt heeft in een andere context.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.그것이 다른 분야에서 제대로 작용하던 종류의 모델입니다. 만약 여러분에게 생물학 문제가 있다면
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.Seamănă cu modelul care a funcţionat în alte contexte.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.Това е един вид модел, който е сработил в други контексти.
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.זהו סוג של מודל שעבד בהקשרים אחרים. אם יש לך בעיות ביולוגיות
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.انه نوع من النموذج الذي عمل في سياقات أخرى. إذا كانت لديك مشاكل بيولوجية "حيوية"
Bir nevi diğer bağlamlarda işe yaramış bir model yani.もし生物学的な問題であれば 私たちは試し 解決し うまくいくか見極めて そしてその規模を決めます
Bu Berlin'de işe yaramış olabilir, ama bunu Houston'da da inşa ettik, ve tüm pencereler kapalı.A tohle mohlo fungovat v Berlíně, ale my to postavili v Houstonu, a ta okna jsou všechna zavřená.
Bu Berlin'de işe yaramış olabilir, ama bunu Houston'da da inşa ettik, ve tüm pencereler kapalı.Et ça aurait pu marcher à Berlin, mais on l'a construite à Houston, et les fenêtres ne peuvent pas s'ouvrir.
Bu Berlin'de işe yaramış olabilir, ama bunu Houston'da da inşa ettik, ve tüm pencereler kapalı.I to mogłoby funkcjonować w Berlinie, ale zbudowaliśmy to w Houston, a wszystkie okna są zamknięte.
Bu Berlin'de işe yaramış olabilir, ama bunu Houston'da da inşa ettik, ve tüm pencereler kapalı.이건 베를린에 지어진거지, 휴스톤에 지어 진게 아니거든요. 창문은 모두 닫겨있죠. 모든 제품들이
Bu Berlin'de işe yaramış olabilir, ama bunu Houston'da da inşa ettik, ve tüm pencereler kapalı.Og det virkede måske i Berlin, men vi opførte det i Houston, og alle vinduerne er lukkede.