Tom'a sorun yaşadığımı söyledin mi?Did you tell Tom I was having trouble?
Sorun yaşadığını Tom'a söyledin mi?Did you tell Tom you were having trouble?
Mary'nin sorun yaşadığını Tom'a söyledin mi?Did you tell Tom Mary was having trouble?
Tom bana Avustralya'da yaşadığını söyledi.Tom told me you used to live in Australia.
Tom'un seninle yaşadığını bana söylemedin.You didn't tell me Tom was living with you.
Tom bana Mary'ye nerede yaşadığımı anlatmamamı söyledi.Tom told me not to tell Mary where I lived.
Tom'a yaptığı şeyin yasadışı olduğunu söyledim.I told Tom that what he was doing was illegal.
Benim semtimde yaşadığını bana söylemedin.You didn't tell me you lived in my neighborhood.
Tom bana Mary'nin nerede yaşadığını muhtemelen bildiğini söyledi.Tom told me that you probably know where Mary lives.
Tom bana Park caddesinde yaşayan hiç kimseyi tanımadığını söyledi.Tom told me he didn't know anyone who lived on Park Street.
Size onun adını söyleyemem fakat nerede yaşadığını söyleyebilirim.I can't tell you his name, but I can tell you where he lives.
Yaşamımda birçok aptalca karar verdim.I've made a lot of stupid decisions in my life.
Yaşam kusursuz değildir.Life is not perfect.
Boston'da yaşadığını söylediğini düşünüyordum.I thought you said you lived in Boston.
Tom terbiyeli, yasalara saygılı bir vatandaş.Tom's a decent, law-abiding citizen.
Tom yaşamının en önemli telefon görüşmesini yapmak üzereydi.Tom was about to make the most important phone call of his life.
Anlamsız bir yaşam, erken doğmuş bir ölümdür.A pointless life is a premature death.
Müzik iç yaşamdır. İç yaşamı olan asla yalnızlık çekmeyecek.Music is inner life, and he will never suffer loneliness who has inner life.
O kendi yöntemini yaşamak istiyor.He wishes to live his own way.
Bu dünyada sıkıntı yaşayacaksın.In this world you will have trouble.
Avustralya'da yaşam maliyetinin çok yüksek olduğunu fark etmedim.I didn't realize that the cost of living was so high in Australia.
Avustralya'da yaşam maliyetinin bu kadar yüksek olduğunu bilmiyordum.I didn't know that the cost of living was so high in Australia.
Sigara kullanmak yasaktır.It is forbidden to smoke.
Onlar ülkede sağlıklı bir yaşamın tadını çıkarıyor.They are enjoying a healthy life in the country.
O uzun bir süredir Fransa'da yaşayan bir İtalyan Yahudisidir.He is an Italian Jew who has lived in France for a long time.
Kırmızı ışığı geçerseniz, bu, yasaya aykırıdır.If you cross with a red light, it's against the law.
Onlar Helsinki, Finlandiya'da yaşarlar.They live in Helsinki, Finland.
Yeni bir yasa.It's a new law.
Onlar hedeflerine ulaşmakta zorluk yaşadılar.They will have difficulty in achieving their goal.
Eski devlet başkanlarının hiçbiri Fransızların yaşam standardını iyileştirmedi.None of the former heads of State improved the standard of living of the French.
Jack yıllarca Japonya'da yaşadı.Jack lived in Japan for several years.
O, kentteki yaşamdan bıktı.He was fed up with life in the city.
İspanya'nın güneyindeki büyük bir kentte yaşar.He lives in a big city in the south of Spain.
Şu an tüm geçmiş yaşamı aklından geçmiş gibi görünüyordu..At this moment, all his past life seemed to flash across his mind.
Namibya'da yaşayacağım.I'm going to live in Namibia.
Yaşadığın gezegenin ismi nedir?What is the planet called you live on?
Her nasılsa Tom'un Boston'da yaşadığını hayal bile edemiyorum.Somehow I can't picture Tom living in Boston.
Üç yıl boyunca Boston'da yaşadık.We've lived in Boston for three years.
Yasal olarak ayrılmaya karar verdik.We've decided to get legally separated.
Bunu daha önce de yaşadık.We've been through this before.
Biz birlikte yaşamıyoruz.We're not living together.
Herhangi bir yasayı ihlal etmiyoruz.We're not breaking any laws.
Hâlâ Tom'un nerede yaşadığını öğrenmeye çalışıyoruz.We're still trying to find out where Tom lives.
Yaşayacak bir yer arıyoruz.We're looking for somewhere to live.
Onunla yaşamak zorunda kalacağız.We'll have to live with that.
Krallar gibi yaşayacağız.We'll live like kings.
Yaşaman için bir yerimiz var.We have a place for you to live.
Biz birlikte yaşardık.We used to live together.
Biz onunla yaşayabiliriz.We can live with that.
Biz burada yaşardık.We used to live here.
Tom Park caddesinde küçük bir dairede yaşar.Tom lives in a small apartment on Park Street.
Tom on üç yaşına kadar küçük bir kasabada yaşadı.Tom lived in a small town until he was thirteen.
Geçen hafta sonu büyük bir kar fırtınası yaşadık.We had a big snow storm last weekend.
Tom şimdi içinde yaşamak için daha büyük bir ev arıyor.Tom is now looking for a bigger house to live in.
Tom içinde yaşamak için daha büyük bir ev arıyor.Tom is looking for a bigger house to live in.
Büyük bir şehirde yaşamaktansa küçük bir kasabada yaşamayı tercih ederim.I'd rather live in a small town than in a big city.
Tom'un bodrumunda yaşamayı nasıl bitirdin?How did you end up living in Tom's basement?
Burada yaşayabilir miyiz?Can we live here?
Yaşamımı Tom olmadan hayal edemiyorum.I can't imagine my life without Tom.
Tom olmadan yaşayamam.I can't live without Tom.