yürü ile cümle
yürü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Kahvaltıdan önce bir yürüyüş canlandırıcıdır.A walk before breakfast is refreshing.
Uzun yürüyüşümüzden sonra halsiz düşmüştük.We were tired out after our long walk.
Uzun yürüyüşten dolayı yoruldum.I'm tired from the long walk.
Uzun bir yürüyüşten sonra aç hissederim.I feel hungry after a long walk.
Uzun yürüyüş beni yordu.The long walk tired me out.
Uzun yürüyüşten sonra bacaklarım ağrıdı.My legs ached after the long walk.
Uzun bir yürüyüşten sonra acıktım.I felt hungry after the long walk.
Uzun bir yürüyüşten sonra yorgun olmalı.She must be tired after a long walk.
Ben uzun mesafeler yürümeye alışkın değilim.I am not accustomed to walking long distances.
Uzun yürüyüş ona iyi bir iştah verdi.The long walk gave him a good appetite.
Yolda yürürken eski bir arkadaşa rastladım.Walking along the street, I met an old friend.
Sokakta yürürken, eski bir arkadaşımla karşılaştım.Walking along the street, I met an old friend of mine.
Caddede yürürken bir cüzdan buldum.Walking along the street, I found a wallet.
Biri omzuma aniden dokunduğunda sokakta aşağıya doğru yürüyordum.I was walking down the street when suddenly someone tapped me on the shoulder.
Sokakta yürürken Bay Smith'e rastladım.Walking along the street, I met Mr Smith.
Demir köprüye varıncaya kadar nehir boyunca yürüdüm.I walked along the river until I got to the iron bridge.
Hava açık olursa yürüyüşe gideriz.Were it clear, we would go on a hike.
Güneşli günlerde sık sık yürüyüşe giderdik.We would often go hiking on sunny days.
Kırsaldaki yürüyüşünden sonra yorgun hissettiği için şekerleme yaptı.Feeling tired after his walk in the country, he took a nap.
Yürüyüşçüler Boston'dan yola çıktı ve altı ay sonra San Fransisko'ya vardı.The walkers set out from Boston and reached San Francisco six months later.
Çift el ele yürüyor.The couple is walking hand in hand.
Çift ay ışığında ele ele tutuşarak yürüdü.The couple walked holding hands in the moonlight.
Çift kol kola yürüyordu.The couple was walking arm in arm.
Shinji her gün karanlıktan sonra bir yürüyüşe çıkar.Shinji goes for a walk after dark every day.
Günbatımından önce yürüyecek on milimiz daha var.We have another ten miles to walk before sunset.
Çıplak ayakla sıcak kumda yürüyemeyiz.We cannot walk on the hot sand with bare feet.
O, o kadar hızlı yürüdü ki o ona ayak uyduramadı.He walked so fast that she couldn't keep up with him.
Ben sık sık onun bu çevrede yürüyüşe çıktığını görüyorum.I often see him taking a walk in this neighborhood.
İşi babasının yerine yürütüyor.He is managing the business for his father.
O, yürüyen sözlük dediğimiz şeydir.He is what we call a walking dictionary.
Ona yürüyen sözlük denilir.He is what we call a walking dictionary.
O ve ben birlikte yürüdük.He and I walked together.
Onun yürüme tarzı babasını bana çok hatırlatıyor.The way he walks reminds me very much of his father.
Onun yürüyüşü hızlandı.His pace quickened.
Onun teorileri yürürlüğe girmiştir.His theories were put into effect.
Anne ve babası onu bir yürüyüş için götürdüler.His parents took him for a walk.
Onun ebeveynleri onu yürüyüşe götürdü.His parents took him for a walk.
Tabiri caizse, o yürüyen bir sözlüktür.He is, so to speak, a walking dictionary.
O, bütün gün yürümeye devam etti.He kept walking all the day.
Eve giderken bütün yolu yürüdü.He walked all the way home.
O uzun mesafe yürümeye alışkın.He is used to walking long distances.
Uzun mesafeleri yürümeye alışkındır.He is used to walking long distances.
O, her sabah uzun bir yürüyüşe gittiğini söyledi.He said that he goes for a long walk every morning.
Birkaç dakikalık yürüyüş onu hayvanat bahçesine getirdi.A few minutes' walk brought him to the zoo.
İki saat boyunca yürümeye devam etti.He went on walking for two hours.
O daha ileriye yürüyemeyecek kadar çok yorgundu.He was too tired to walk any further.
O, yürümek için çok yaşlıydı.He was too old to walk.
O kadar yorgundu ki güçlükle yürüyebiliyordu.He was so tired that he could hardly walk.
O, her zaman bir tüfek ile yürür.He always walks with a rifle.
O bir çanta ile yürüyordu.He went about with a bag.
O, dün parkta yürüdü.He walked in the park yesterday.
Bu öğleden sonra parkta yürüyüş yapacak.He will walk in the park this afternoon.
O, yaradan dolayı garip bir yürüyüşle yürümektedir.He walks with an awkward gait because of an injury.
O artık yürüyemiyor.He can't walk any more.
O, bir süre yürüdü.He walked on for some time.
Elinde bir bastonla yürüyordu.He was walking with a stick in his hand.
O yürüyerek evin yanından geçti.He walked past the house.
O, daha ileriye yürüyemedi.He could not walk any further.
O, kapıya doğru yürüdü.He walked toward the door.
Kapıyı iterek açtı ve içeri yürüdü.He thrust the door open and marched in.