Tom Mary'ye büyük bir zarf uzattı.Tom handed Mary a large envelope.
Bana o süpürgeyi uzat.Hand me that broom.
Eğer onu yapmazsak, zaman aralığını uzatmamız gerekecek.If we don’t make it, we shall need to prolong the time frame.
Tom ağaçtan bir elma kopardı ve onu bana uzattı.Tom picked an apple from the tree and handed it to me.
Tom birkaç bozuk para çıkardı ve birini Mary'ye uzattı.Tom took out some coins and handed one to Mary.
Tom Mary'den ona tuz ve biberi uzatmasını istedi.Tom asked Mary to pass him the salt and pepper.
Bu uzatma kablosu çok kısa.This extension cord is too short.
Dan haritayı Linda'ya uzattı.Dan handed the map to Linda.
Spagettiyi uzatır mısın?Could you pass the spaghetti?
Onu bana uzatabilir misin?Could you hand that to me?
Tom evrak çantasından bir zarf çıkardı ve onu Mary'ye uzattı.Tom took an envelope out of his briefcase and handed it to Mary.
Tom haritayı Mary'ye uzattı.Tom handed the map to Mary.
Bana yardım eli uzatır mısın?Would you lend me a hand?
Çekici bana uzatır mısınız?Could you hand me the hammer?
Tartışmayı uzatmak fuzuli.Any further discussion is pointless.
Tom Mary'ye bir fincan sıcak kahve uzattı.Tom handed Mary a cup of hot coffee.
Tom Mary'ye bir fincan kahve uzattı.Tom handed Mary a cup of coffee.
Gelgitli, uzatmalı ilişkiler duygusal açıdan bezdirici olabilir.On-again, off-again relationships can be emotionally draining.
Tom bana üzerinde adresi yazılı olan bir kağıt parçası uzattı.Tom handed me a piece of paper with his address written on it.
Uzaktan kumandayı bana uzatabilir misin?Could you hand me the remote?
Misafirlerin çoğu ziyareti uzatıp bıktırdı.Many of the guests overstayed their welcome.
Biz kollarımızı uzattık.We stretched out our arms.
Ona mühürlü bir zarf uzattı.He handed her a sealed envelope.
Lütfen bana sözlüğü uzat.Please hand me the dictionary.
Boyumu nasıl uzatabilirim?How can I get taller?
Kusura bakma, lafı uzattım.Sorry, I said too much.
Neden bunu uzatıyorsun?Why are you dragging this out?
Bir uzatma şu an yapım aşamasında.An extension is currently under construction.
Tom Mary'nin ona uzattığı rapora bakmadı bile.Tom didn't even look at the report that Mary handed him.
Bu büyük savaşın süresi uzatılmıştır.This huge war has been prolonged.
Tom fotoğrafları Mary'ye uzattı.Tom handed Mary the photographs.
O kolunu uzattı.He stretched his arm.
Basketbol oynamak senin boyunu uzatmaz.Playing basketball doesn't make you grow taller.
Bana suyu uzatabilir misin, lütfen?Could you pass me the water, please?
Tom Mary'ye cüzdanını uzattı.Tom handed Mary his wallet.
O İngiliz anahtarını bana uzatabilir misin?Could you pass me that wrench?
O kitabı bana uzat.Hand me that book.
O çekici bana uzat.Pass me that hammer.
Simyagerler felsefe taşının kişinin hayatını uzatabileceğine inanıyordu.Alchemists believed that the philosopher's stone was capable of extending a person's life.
O kavanozu bana uzat.Hand me that jar.
O telefonu bana uzat.Hand me that phone.
Bana akçaağaç şurubunu uzatır mısın?Could you hand me the maple syrup?
Akçaağaç şurubunu uzatır mısın?Could you pass me the maple syrup?
Elini bana uzat.Stretch out your hand to me.
Tom anahtarı Mary'ye uzattı ve o kapıyı açtı.Tom handed the key to Mary and she opened the door.
Tom Mary'ye bir beyzbol sopası uzattı.Tom handed a baseball bat to Mary.
Uzatma olmayacak.There will be no extensions.
Tom sağ kolunu uzattı.Tom extended his right arm.
Tom uzatmaları oynuyor.Tom is on his last legs.
Mary bacaklarını uzattı.Mary stretched her legs.
Tom teklifi uzatmadan önce başvuranın karakter referansını kontrol etmek istedi.Tom wanted to check the applicant's character reference before extending an offer.
Bir insanın mutluluğu onun gününü uzatır.The happiness of a person prolongs his day.
Tom telefonu Mary'ye uzattı.Tom handed the phone to Mary.
Tom, Mary'ye kendi bıçağını uzattı.Tom handed Mary his knife.
Ben bıyık uzattım.I grew a mustache.
O sabun kalıbını bana uzat.Hand me that bar of soap.
Lütfen tuzu ve biberi uzatın.Please pass the salt and pepper.
Yaz boyunca sakalımı uzattım.I grew a beard over the summer.
Kılıcımı bana uzat.Hand me my sword.
Leyla saçlarını uzatmak için bir kuaföre gitti.Layla went to a hair salon to get extensions in her hair.