Onu uyarmak zorundasın.You've got to warn him.
Onları uyarmak zorundayız.We've got to warn them.
Onları uyarmak zorundayım.I've got to warn them.
Onları uyaracak mısın?Are you going to warn them?
Onu uyaracak mısın?Are you going to warn him?
Onları uyarmam gerekip gerekmediğini merak ediyorum.I wonder if I should warn them.
Onu uyarmam gerekip gerekmediğini merak ediyorum.I wonder if I should warn him.
Seni uyaracağım.I'll warn you.
Onları uyaracağım.I'll warn them.
Onları uyarmak için gitmek zorundayız.We've got to go warn them.
Onu uyarmak için gitmek zorundayız.We've got to go warn him.
Onu uyarmak için girmek zorundayız.We've got to go warn her.
Onları uyarmak için gitmeliyim.I should go warn them.
Onu uyarmak için gitmeliyim.I should go warn him.
Onları uyardık.We did warn them.
Onu uyardık.We did warn him.
Tom onları uyardı.Tom did warn them.
Tom beni uyardı.Tom did warn me.
Onlar onu uyardı.They did warn him.
Onları uyarsam iyi olur.I'd better warn them.
Onu uyarsam iyi olur.I'd better warn him.
Onlara güvenmemen için seni uyardım.I warned you not to trust them.
Ona güvenmemen için seni uyardım.I warned you not to trust him.
Ben onu uyaracağım.I'll alert her.
Seni onlar hakkında uyarmadım mı?Didn't I warn you about them?
Seni onunla ilgili uyarmadım mı?Didn't I warn you about him?
Seni onun hakkında uyarmadım mı?Didn't I warn you about her?
Tom bunun olabileceği konusunda bizi uyardı.Tom warned us that this might happen.
Tom Mary'yi karanlıktan sonra tek başına dışarı çıkmaması için uyardı.Tom warned Mary not to go out by herself after dark.
Tom belediye başkanına suikast düzenlemek için bir plan hakkında polisi uyardı.Tom warned the police about a scheme to assassinate the mayor.
Dan Linda'ya "O bir uyarı mıydı?" diye sordu."Was that a warning?" Dan asked Linda.
Dan gece yalnız yürüme hakkında Linda'yı uyardı.Dan warned Linda about walking alone at night.
O sadece bir uyarı atışıydı.That was just a warning shot.
Hiç kimse beni uyarmadı.No one warned me.
Rüya Tom'u sarstı. O bunu ilahi bir uyarı olarak aldı.The dream rattled Tom. He took it as a divine warning.
Ben sizi uyarıyorum, çocuklar.I'm warning you, guys.
Tom sigara içmeye karşı uyarıları çok geç kalıncaya kadar ciddi olarak almadı.Tom didn't take the warnings against smoking seriously, until much too late.
Bizim anlaşma uyarınca o bana kişisel sorular sormaya son verdi.In accordance with our agreement, he stopped asking me personal questions.
Seni bir kez uyardım.I warned you once.
Seni bir zamanlar uyardım ama sen dinlemedin.I warned you once, but you didn't listen.
Onu bir zamanlar uyardım ama o dinlemedi.I warned him once, but he didn't listen.
Onu uyardım ama o dinlemedi.I warned her, but she didn't listen.
Tom'a uyar.That's OK with Tom.
Uyarı ateşi açıldı mı?Were warning shots fired?
Tom ne olabileceği hakkında Mary'yi asla uyarmadı.Tom never warned Mary about what might happen.
Babam beni uyardı.My father warned me.
Tom herkesin uyarılarını görmezden geldi.Tom ignored everyone's warnings.
Uyarılar gözardı edildi.The warnings were ignored.
İnsanlar onun hakkında uyarılmalı.People should be warned about that.
Sen bir kereden daha fazla uyarıldın.You've been warned more than once.
Sen iki kez uyarıldın.You've been warned twice.
İnsanlar uyarılmalı.People should be warned.
Tom uyarıldı.Tom has been warned.
Bir uyarımız vardı.We had a warning.
Tom Mary'yi onu yapmaya karşı uyardı.Tom advised Mary against doing that.
Tom'un uyarınıza ihtiyacı yok.Tom doesn't need your advice.
Önceden uyarı yoktu.There was no advance warning.
Sadece uyarlamak zorundasın.You just have to adapt.
Art niyetli uyarılarından usandım.I've had enough of your snide remarks.
Tom ne olabileceği hakkında beni uyarmadı.Tom didn't warn me about what might happen.