Pek öyle tasarladığım gibi olmadı.It didn't work out quite like I intended it to.
Tasarruf etmeye başlamak güvenli emekliliğe doğru ilk adımdır.Starting to save is the first step towards a secure retirement.
Ben senin tasarından etkilendim.I'm impressed by your design.
Enerji tasarrufu yapmak için ışıklardan bazılarını kapattım.I've turned off most of the lights to save power.
Bu, enerji tasarrufu yapmana yardım edecek.It'll help you save energy.
Daha ne kadar tasarruf edebiliriz?How much more can we conserve?
Bunun Tom için tasarlandığını düşünüyor musun?Do you think it was intended for Tom?
Tasarım hatası olduğunu mu ima ediyorsun?Are you suggesting it's a design flaw?
Daha önce bu tasarımı hiç görmedim.I've never seen this design before.
Sanırım tasarruf hesabına biraz daha para yatırmalısın.I think you ought to put more money into your savings account.
Bu tasarımı beğeniyor musun?Do you like this design?
Tasarruflar yarın başlar!Savings start tomorrow!
Senato, tasarıyı onayladı.The senate approved the bill.
Senato, tasarıyı kabul etti.The senate approved the bill.
Tasarı ezici bir çoğunluk tarafından kabul edildi.The bill was approved by an overwhelming majority.
Mary, Paris'in en ünlü moda tasarımcısıdır.Mary is one of Paris' most famous fashion designers.
Bu virüs bir laboratuvarda tasarlandı.This virus was engineered in a lab.
Bu roketler yeniden kullanım için tasarlanmıştır.These rockets are designed for reuse.
Mary deneysel tasarımlar konusunda uzmanlaşmış bir mimardır.Mary is an architect specialized in experimental designs.
Toptan alırız ve tasarrufları sana veririz.We buy in bulk and pass the savings on to you!
Onu öldürmeyi tasarlıyor muydun?Did you intend to kill him?
Ona yardım etmeyi tasarlıyor musun?Do you intend to help her?
Bu daireler genç aileler için özel olarak tasarlanmıştır.These apartments are designed specifically for young families.
Dan, Linda ve çocuklarını yalnız bırakmayı tasarlamadı.Dan never intended to leave Linda and her children alone.
Bu bir şaka olarak tasarlanmadı.It wasn't meant as a joke.
Bu önceden tasarlanmış bir suçtu.This was a premeditated crime.
Tom ve Mary her yıl gelirlerinin yarısını tasarruf eder.Tom and Mary save half of their income every year.
Tom siyah bir tişört ve tasarımcı pantolon giyiyordu.Tom was wearing a black T-shirt and designer jeans.
O bir ev almak için tasarruf yapıyor.He is saving up to buy a house.
Toptan alışveriş yaparak para tasarrufu yapabilirsin.You could save money by buying in bulk.
Tom bir ev almak için para tasarrufu yapıyor.Tom is saving up to buy a house.
Orada alışveriş yaparak para tasarruf ettin mi?Did you save money by shopping there?
Birçok insan tasarruflarını kaybetti.Many people have lost their savings.
Şimdi emeklilik için tasarrufa başlaman gerekiyor.You need to start saving for retirement now.
Tasarı oybirliğiyle geçti.The bill passed unanimously.
Odadan ayrıldığınız zaman ışıkları kapatırsanız enerjiden tasarruf edebilirsiniz.You can save energy by turning off the lights when you leave a room.
İşsiz olduğum için hiçbir şey tasarruf edemiyorum.Since I'm unemployed, I can't save up anything.
Tatoeba tasarımcılardan yoksun.Tatoeba lacks developers.
Tom bir işe başlamak için parasını tasarruf ediyor.Tom is saving his money up to start a business.
Deneseydin daha fazla bile tasarruf edebilirdin.If you tried, you could save even more.
Ben onu yapmayı tasarlıyorum.I'm contemplating doing that.
Bu bir büyük maliyet tasarrufu.That's a huge cost savings.
Bu tasarım çok robotik.This design is too robotic.
Bu binayı Tom tasarladı.Tom designed this building.
Eğer bu modern donanımı kullanırsanız bir sürü iş gücü tasarruf edecektir.If you use this modern equipment, it will save a lot of manpower.
Tom yakıt tasarrufu yapmak için otoyolda saatte 60 mil hızla sürer.Tom drives at 60 mph on the highway in order to save fuel.
Hem hisse senetlerinde hem de tahvillerde tasarrufların var mı?Do you have savings in both stocks and bonds?
Tasarruf tahvilleri istikrarlı bir yatırımdır.Savings bonds are a stable investment.
Tom bunu tasarladı.Tom designed it.
Bu Tom tarafından tasarlandı.It was designed by Tom.
Bu bir tasarım kusuru.It's a design flaw.
Bu kötü bir tasarım.This is an ugly design.
Bu aptalca bir tasarım.This is a stupid design.
Benim işim ayakkabı tasarımıdır.My job is designing shoes.
Tom'un tasarısını gerçekten beğendim.I really liked Tom's design.
Tasarı kendisi kusurlu.The design itself is flawed.
Bu üniformaları kim tasarladı?Who designed these uniforms?
Bu, o amaç için tasarlanmadı.It wasn't designed for that purpose.
Bu kostümleri tasarlayan kişi Tom'du.Tom was the one who designed these costumes.
Vali tasarıyı destekliyor.The governor supports the bill.