tab ile cümle
tab kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Dışarı çıkmadan önce tabağınızı bitirin.Finish off your plate before going out.
Az önce bir tabak dolusu kruvasan yedim. Şimdi tokum.I have just eaten a plate full of croissants. Now I am full.
Bu tablodaki renkleri seviyorum, ama benim için çok küçük.I like the colors on this painting, but it's far too small for me.
Teknik olarak, hiragana bir alfabe değil, hece işaretleri tablosudur.Technically hiragana is a syllabary, not an alphabet.
Gerçekten sadık bir müşteri tabanımız var.We have a really loyal customer base.
Tom tedavi edildi ve taburcu edildi.Tom was treated and released.
Henüz tabana vurmadık.We haven't yet hit bottom.
Tom tabancasını çekiverdi.Tom whipped out his pistol.
Tom tabağına biraz salata koydu.Tom put some salad on his plate.
Dikkat! O sıcak bir tabak.Careful! It's a hot plate.
Tom, Johannes onu tabanca ile tehdit ettiği için Maria'nın önünde duruyordu.Tom stood in front of Maria as Johannes threatened her with a pistol.
Tabletiniz rafın üzerinde.Your tablet is on the shelf.
Tabii ki seni seviyorum.Of course I love you.
"Beni seviyor musun?" "Tabii ki seni seviyorum.""Do you love me?" "Of course I love you."
Bir tablo mu yoksa heykel mi istersiniz?Would you like a painting or a sculpture?
Fadıl, 9 mm'lik bir tabanca taşıyordu.Fadil carried a 9mm pistol.
Tabağımdaki her şeyi yiyemem.I couldn't eat everything on my plate.
Tabaktan bir kurabiye aldım ve onu yedim.I took a cookie off the plate and ate it.
Tabii ki susadım.I sure am thirsty.
Duvarımda asılı birkaç tablom var.I have several paintings hanging on my wall.
Tabağın üzerindeki bütün kurabiyeleri yedim.I ate all the cookies that were on the plate.
Ben düz tabanım.I have flat feet.
Üç tabak kırdım.I broke three dishes.
Fadıl tüm tablolarını aldı ve onları yaktı.Fadil took all his paintings and burned them.
Sonunda benimle görüştüler. Tabii ki gayri resmi olarak, arka odada.They finally met with me. Informally, of course, in the back room.
Fadıl bir tabanca satın aldı.Fadil purchased a handgun.
Bir gün karanlık madde için ayrı periyodik bir tablo olacak mı?Will there one day be a separate periodic table for dark matter?
Tablo ile çok ilgileniyorum.I'm very interested in painting.
Tabii ki, ben Tom gördüm.Of course, I saw Tom.
Sigara dumanı sağlıksız olabilir ama tabii ki güzel görünüyor.Cigarette smoke may be unhealthy, but it sure does look pretty.
Tablolara baktığınızı fark ettim.I noticed you were looking at paintings.
Tom'a şok tabancası sıkıldı.Tom was tasered.
Ben senden daha yaşlıyım bu nedenle tabii ki daha iyi bilirim.I'm older than you, so of course I know better.
Tom pastayı bir tabağa koydu.Tom put the cake on a platter.
O tabloyu bir süre önce yaptı.He painted that picture a while ago.
Bu tabaklar elle boyanmıştır.These plates are hand painted.
Tom'un tablolarından kaç tanesini onun için sattın?How many of Tom's paintings have you sold for him?
Bunlardan hangisini en iyi tablon olarak düşünüyorsun?Which of these do you consider your best painting?
Bir tablodaki bir gül genellikle aşkın sembolüdür.A rose in a painting is often a symbol of love.
Üzgünüm, tabelayı görmedim.Sorry, I didn't see the sign.
Sami, 9 mm'lik bir tabanca taşıyordu.Sami carried a 9mm pistol.
Sen bir adli tabip değil misin?Aren't you a medical examiner?
Leyla'nın dingolara karşı tek savunması bir tabancaydı.Layla's only defense against the dingos was a handgun.
Muhafız uyuduğu sırada hırsızlar tabloyu müzeden çaldılar.The thieves stole the painting from the museum while the guard slept.
Sami üç ayrı psikiyatrik değerlendirmeye tabi tutuldu.Sami underwent three separate psychiatric evaluations.
Tabağımdaki her şeyi yedim.I ate everything on my plate.
Sami'nin tabancası bir kuyunun içinde bulundu.Sami's gun was found in a well.
Tabii ki plesiosaurlar yüzebilirlerdi.Clearly, plesiosaurs could swim.
Tabii ki, plesiosaurlar yüzebiliyorlardı.Of course, plesiosaurs were able to swim.
Bugün tabletlerimi almayı unuttum. Kendimi bu kadar kötü hissettiğime şaşmamalı!I completely forgot to take my tablets today. No wonder I feel so bad!
Tabii ki sizi tanıyorum. İlkokulda iyi arkadaştık!Of course I remember you. We were good friends at primary school!
Kaldırımın üzerinde bir yaprak tabakası yatıyor.A layer of leaves lies on the pavement.
Bu benim tabağım değil.This is not my plate.
O tabloyu alabilirim.I may buy that painting.
Tom gerçekten tabağındaki her şeyi yiyebildi mi?Was Tom really able to eat everything on his plate?
Bu tablo pahalıydı.This painting was expensive.
Tom, Mary'nin tablolarından birini almak istediğini söyledi.Tom said he wanted to buy one of Mary's paintings.
Tabii ki bunu ben yapmadım.Of course I didn't do that.
Tom tabancasını çekti.Tom drew his pistol.
Tabii ki öyle düşünmüyorum.Of course I don't think that.