statüko ile cümle

statüko kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
Onlar geliştirmek değil, statükoyu korumaya çalışıyorlar.They're trying to preserve the status quo, not to improve.
Clark Kerr'ün "Statüko, karşı çıkılamayacak tek çözümdür" dediği sanılmaktadır.Clark Kerr is reported to have said: "The status quo is the only solution that cannot be vetoed".
Nisan 1981’de toplanan kongre statükodan memnun bir ruh halinde gerçekleştirilir.The Advisory Council met in August of 1984 in a mood of high celebration.
İşlevselci yaklaşım statükodan yana olmaktan öte, daha çok değişimi vurgulamak istemez.The speaker here seems to accept, rather than fight against, the inevitability of time's changes.
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.So as I said, we looked to the status quo and ridiculed it.
Statükoyu yıkmak... ...çünkü statümüz iyi değil.This world is a mess, and I just... need to rule it.
Yalanladılar; arzularına ve tümüyle statükoya uydular.And deny, and follow their own vain desires; but every matter is determined at its time.
Bu yüzden, önümüzdeki dört yılı için BH'de statüko bekliyorum."So for the next four years in BiH, I expect the status quo."
"Olaylar, kuzeydeki statükoyu müzakere haritasına yerleştirdi."The events have put the status of the north on the map of negotiations.
ICG müdürü: statüko mümkün değilICG director: status quo not possible
ABD'li Yetkili: Kosova'da Statüko Devam EdemezUS Official: Kosovo Status Quo No Longer Sustainable
Popovski: Kosova Açısından En İyi Seçenek Statükonun KorunmasıdırPopovski: Status Quo is Best for Kosovo
Milletvekili, her türlü değişimin fazla uzayan "statüko"dan iyi olduğunu belirtti.Any change is better than status "quo" which has been in effect too long, she said.
Gecikmelerin olası bir nedeni de, statükonun korunmasının partilerin işine gelmesi.One possible reason for the delays is that parties benefit from keeping the status quo.
Bakan, "Kıbrıs konusunda statükonun kimseye yaradığını sanmıyoruz."We don't think the status quo on Cyprus benefits anyone.
Hasimya hükümetin statükoyu tekrar incelemesini istiyor.He wants the government to re-examine the status quo.
Benim kabul edilemez gördüğüm statüko buydu.This was the status quo, which for me has always been unacceptable.
Babalar bazen bu tür bir statükoyu kabul etmekle birlikte, bunu sıklıkla yapmıyorlar.Fathers sometimes accept such status quo, but not frequently.
Statüko korunamaz."The status quo is not sustainable."
Padişah ve etrafını saranlar muhafazakârlardı ve statükoyu korumak istiyorlardı.The sultan and those who surrounded him were conservative and desired to preserve the status quo.
Ancak Belarus reddetti ve statüko devam etti.[1]However, Belarus refused and the status quo was maintained.[5]
Memlük kontrolünü savaş öncesi statükoya geri döndüren bir barış anlaşması imzalandı.A peace treaty is signed, returning Mamluk control to the pre-war status quo.
Hüseyin Kaptan Gradaşçeviç hareketinin amacı Bosna'da statükoyu korumaktı.The aim of the movement of Husein Gradaščević was to keep status quo in Bosnia.
Parti, kendisini eşitlikçi İslami demokrasiyi savunan bir statüko karşıtı hareketi olarak nitelendirmektedir.El partido se denomina un anti status quo que aboga por la democracia islámica igualitaria.
Kartaca için bu daha önceki "statüko" durumuna geri dönüş oldu.En el menú nos hace retroceder a la "carpeta" anterior.
Statükoyu sürdürmek var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir.Por lo tanto, ella ha prometido protegerlo sea cual sea la situación.
Statükoyu sürdürmek var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir.Сохранить статус-кво — значит оставить всё так, как есть.
Statükoyu sürdürmek var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir.تبقى المبررات القانونية في البلاد كما هي.
Bu terim, belirli bir olayın, eylemin ya da daha geniş statükoya karşı referans olarak gösterilebilir.ويستخدم هذا المصطلح للإشارة إلى حدث أو فعل معين، أو الإشارة إلى الوضع الراهن الأعم والأشمل.
Bu terim, belirli bir olayın, eylemin ya da daha geniş statükoya karşı referans olarak gösterilebilir.O termo pode ser aplicado em relação a um evento ou situação particular, ou para um status quo maior.
İşlevselci yaklaşım statükodan yana olmaktan öte, daha çok değişimi vurgulamak istemez.Isto, por sua vez, reforça o desejo de conformar-se à norma do grupo em vez de expressar discordância.
Statükoyu koruma genellikle büyük bir değişime karşı çıkılmasıyla gerçekleşir.De rest van het gezin verzet zich tegen die plotse verandering.
Antlaşma esas olarak Uzakdoğuda mevcut statükonun korunmasını amaçlamaktadır.Dit is vooral om het westelijk deel in de huidige staat te behouden.
Statükoyu sürdürmek var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir.Зберегти статус-кво означає залишити все так, як є.
Fakat Sistem Lordları, statükoda bu değişikliği kabul etmedi.Idän patriarkaatit eivät hyväksyneet tätä muutosta.
İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki; statüko kavramının net olarak olumlu veya olumsuz bir niteliği yoktur.Hans ettermæle er, kanskje urettferdig, at han verken hadde mot eller talent som feltherre.
Kartaca için bu daha önceki "statüko" durumuna geri dönüş oldu.For Kartago betydde det å vende tilbake til status quo.
Status quo yahut Statüko bir olgunun günümüzdeki durumunu belirten bir Latince deyiştir.Status quo er et latinsk uttrykk som betyr nåværende eller eksisterende tilstand.
Dallanan seçilim fenotipik varyasyonu azaltır ve statükoyu korur.Seleksi penstabilan mengurangi variasi fenotip dan menjaga status quo.
İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki; statüko kavramının net olarak olumlu veya olumsuz bir niteliği yoktur.これに対して、ある枠組みの中で、よく振舞う (well-behaved) ならば非特異 (non-singular) または正則 (regular) であると言われる。
Clark Kerr'ün "Statüko, karşı çıkılamayacak tek çözümdür" dediği sanılmaktadır.クラーク・カーは「現状(Status quo)は拒否権を行使できる唯一の解決策である。
İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki; statüko kavramının net olarak olumlu veya olumsuz bir niteliği yoktur.中外知其非是,而执政主之,以为可行,然卒无成功。
Bu terim, belirli bir olayın, eylemin ya da daha geniş statükoya karşı referans olarak gösterilebilir.Терминът може да определя отделно събитие или ситуация, но и в по-широка степен дадено статукво или развитие.
Statükoyu sürdürmek var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir."Säilitada status quo" tähendab jätta kõik nii, nagu on.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.Ce système est conçu pour préserver le statu quo, dont celui d'un gouvernement lourd et envahissant.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.Dieses System will den Status quo beibehalten, auch den Status quo einer invasiven Regierung.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.Es un sistema diseñado para salvar el statu quo, incluso el statu quo de un gobierno grande e invasivo.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.E un sistem proiectat să mențină status quo-ul, inclusiv acela al unui guvern puternic și invaziv.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.Ezt a rendszert a status quo megtartására készítették, beleértve a nagy és megkerülhetetlen kormányt.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.이러한 현상이 현재의 상태를 유지하게 만드는 것입니다. 간섭하는 큰 정부를 포함해서 말이죠.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.To system, którego celem jest utrzymanie statusu quo, włącznie ze statusem quo wielkiego, silnego rządu.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.Toto je systém, ktorý je navrhnutý na zachovanie statusu quo, vrátane statusu quo veľkej a invazívnej vlády.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.זוהי מערכת שנועדה לשמור על המצב הקיים, ובכלל זה המצב הקיים של ממשלה גדולה שפולשת לתחום הפרט.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.وهذا هو نظام الذي صُمم لإنقاذ الوضع الراهن، بما في ذلك الوضع الحالي لحكومة ضخمة و جائحة.
Bu statükoyu korumak üzerine tasarlanmış bir sistemdir, büyük ve müdahaleci bir hükümet statükosunu.出しゃばりで大きな政府の 現状維持も含まれます 右派・左派双方の動きを 阻止するという意味で
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.Aşa că, precum am spus, ne-am uitat la status quo şi l-am ridiculizat.
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.Como já disse, olhávamos para o status quo e ridiculizávamo-lo.
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.Donc comme je l'ai dit, nous regardions le statu quo et le tournions en ridicule.
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.그래서 제가 말씀드렸다시피, 저희는 현재 상황을 살펴보곤, 조롱했습니다
Dediğim gibi, biz statükoya baktık ve onunla alay ettik.Như tôi đã noi, chúng tôi nhìn vào các khuôn mẫu xã hội và lôi chúng ra làm trò đùa.

İlgili Sayfalar