Daha sonra siyasal önemini biraz yitirdi.Poté ztratil výraznější politický vliv.
Federal Siyasal Eğitim Merkezi.Spolkové ústředí pro politické vzdělávání.
Otarşi terimi, genellikle siyasal veya ekonomik sistemler için kullanılır.Spotřební daň bývá využívána k politickým či finančním potřebám.
Siyasal İktisat.Politické ideologie.
Siyasal partilere izin verilmedi.Byly povoleny politické strany.
Siyasal iktidar, hükümetin üst düzeylerinde yoğunlaşır.Jeho hlavní aktivity se ale soustřeďovaly na vládní úroveň.
Amerika ve Siyasal İslam: Kültürler Çatışması veya Çıkarlar Çatışması?.Západ a islamismus: střet civilizací, nebo dialog kultur.
Siyasal Danışma Komitesi kurulacaktır.Zřídí vyšetřovací komisi .
Ahlaki ve Siyasal Bilimler Akademisi'nin üyesi olmuş, 1980 yılında Ulusal Tıp Akademisi üyeliğine seçilmiştir.V roce 1981 byl zvolen za člena Akademie etických a politických věd, v roce 1983 do Národní lékařské akademie.
Alman Halk Birliği (Almanca: Deutsche Volksunion), Almanya'da milliyetçi bir siyasal partiydi.Deutsche Volksunion (DVU) (česky: Německá lidová unie) byla německá politická strana.
Dönemin siyasal koşulları nedeniyle üyeleri de gizli tutulmuştur.Vzhledem k politické situaci musely tyto sliby proběhnout tajně.
(2007), Alevi Hareketinin Siyasallaşması.(2009). Halliwickova Metoda Plavání.
Savaştan sonra siyasal yaşamdan uzaklaştı.Po válce odešel z veřejného života.
Siyasal Bilgiler Okulu ve Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir.Vyplňují mezeru mezi školou a vojenskou službou.
Bu yanlılıklar nedeniyle siyasal ve örgütsel bağlamlarda kötü kararlar alındığı görülmüştür.Pouze tam byla totiž přijímána rozhodnutí o politických a vojenských záležitostech.
Ancak ülkelerin çoğunda orta sınıf pek çok siyasal ve sosyal haklardan mahrumdular.Většina nových členských zemí byla výrazně pod průměrem sociálního a ekonomického rozvoje EU.
Siyasal aktivizmin yanı sıra şiirlerini yayımlamaya odaklandı.Kromě politických aktivit se věnoval též poezii.
Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü'nü 1971 yılında bitirmiştir."Institut západních studií" zanikl v 1971.
Siyasal mücadele içinde aktif şekilde yer aldı.Bezprostředně se zúčastnil politického boje.
Dinsel topluluğun içinde siyasal etkinin hiçbir işareti yoktur.Nu există semne de influență politică în cadrul comunității religioase.
Siyasal partilere izin verilmedi.Partidele politice au fost interzise.
Ancak ülkelerin çoğunda orta sınıf pek çok siyasal ve sosyal haklardan mahrumdular.Majoritatea noilor state membre erau mult sub media UE la capitolul dezvoltare socială și economică.
Olayın doruk noktası siyasal skandal olmuştur.Incidentul a fost la un pas de a isca un adevărat scandal diplomatic.
Daha sonraları siyasal fikirleri değişti.Tot atunci, s-au decis unele schimbări administrative.
Grup birçok sosyal ve siyasal sorunla ilgilenir.Este susținătorul mai multor cauze sociale și politice.
Bu siyasal ve ekonomik kriz içinde 2 Kasım 2003 tarihinde parlamento seçimleri yapıldı.La 2 noiembrie 2003, au avut loc noile alegeri legislative.
1860-1870’ncı yıllarda Tyutçev’in eserlerinde siyasal şiirler ekseriyetî teşkil eder.În anii 1860-1870 în poeziile poetului prevalează dizpoziții politice.
Bu isyanların pek azı siyasallaşmıştır.De aceea sunt atât de puțini revoltați manifești contra opresiunii.
(2010), Alevîlerin Siyasal Tarihi.(2010) Psihologia în transporturi.
Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır.Az anyagi élet termelési módja határozza meg a társadalmi, politikai és szellemi életfolyamatot általában.
Yalnızca siyasal durumu değil, kendi yurttaşlarını da eleştiriyor.Ezzel nemcsak az állását, de a személyes szabadságát is kockáztatta.
1918'de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi.1918-ban Szellemi és Politikai Tudományok Akadémiájának tagjává választották.
Kesinlikle hayatımda hiçbir siyasal kuruluşa üye olmadım."Hiszen semmilyen polgári rendszernek nem vagyok a híve már régen.”
Kutsal İttifak Devletleri’nin siyâsâl sistemi, Amerika’nınkinden tamamen farklıdır.A szövetséges hatalmak politikai rendszere lényegesen különbözik az amerikaitól.
1972'de Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden istifa etti.1972-ben politikai tevékenysége miatt eltanácsolták az egyetemről.
Komplocuların dürtüleri hem kişisel hem de siyasaldı.Azaz a székelyek szabadsága egyszerre közösségi és személyes is volt.
Bu hallerde genelde siyasal rejim değişir.Gyakran cserélődik a kormányzat vezetése.
Siyasal örgütlerin destekçisi.A politikai pártszervezetekről.
François, V. Karl'a karşı siyasal girişimlerini sürdürdü.Ezt követően Louis jeleskedett az V. Károly elleni harcokban.
Ama buralara sıradan suçlular değil, siyasal tutuklular kapatılırdı.Körülbelül 1935-től nem csak politikai foglyokat vittek a táborba, hanem közönséges bűnözőket is.
1988 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun olmuştur.1988-ban az Ankarai Egyetem Politikatudományi Tanszék Nemzetközi Kapcsolatok szakán szerzett diplomát.
Seçimlerden sonra, siyasal ortamdaki gerginlik artarak devam etti.A választás után mégis feszült légkör ülte meg a várost.
Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır.Aineellisen elämän tuotantotapa on ylipäätään yhteiskunnallisen, poliittisen ja henkisen elämän ehtona.
Ama buralara sıradan suçlular değil, siyasal tutuklular kapatılırdı.Tavallisten rikollisten lisäksi sinne lähetettiin poliittisia vankeja.
1962, Helsinki), Fin siyasal tarihçi ve Finlandiya Göçmen Ajansı'nda araştırmacıdır.1962 Helsinki) on suomalainen politiikanhistorioitsija ja maahanmuuttoviraston tutkija.
Siyasal partilere izin verilmedi.Poliittiset puolueet ovat sallittuja.
Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), Türk siyasal partisi.Milliyetçi Hareket Partisi, MHP) on turkkilainen nationalistinen puolue.
Siyasal Danışma Komitesi kurulacaktır.Tulopoliittisen selvitystoimikunta asetetaan.
ABD hükümeti, kendisine sadakat yemini eden Aguinaldo'ya maaş bağladı; Aguinaldo da siyasal yaşamdan çekildi.Aguinaldo antoi periksi, vannoi uskollisuudenvalan Yhdysvalloille ja vetäytyi yksityiselämään.
Bu, gerek moral gerekse siyasal açıdan doğrudur.Poliittiset hyveet ovat hyve-etiikan mukaisia poliittisen pakkovallan käytössä vaadittavia hyveitä.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden 1985 yılında birincilikle mezun oldu.Lapin yliopiston hallintotieteen oppituolin tausta on vuonna 1985 alkaneessa julkishallinnon oppiaineessa.
Ketevan Atahneli’nin ailesi farklı siyasal görüşlere sahip üyelerden oluşur.Gemayel joutui tasapainoilemaan erilaisia poliittisia näkemyksiä edustavien ryhmien kanssa.
İktidar: Egemenliği elinde bulunduran,yönetme gücüne sahip siyasal topluluktur.Establishment tarkoittaa vallitsevaa yhteiskunnallista järjestelmää, ja varsinkin sen valtaa pitäviä.
Arjantin Korsan Partisi (Partido Pirata Argentino) Arjantin'de bir siyasal parti.Argentiinan ralli (Rally Argentina) on Argentiinassa ajettava rallikilpailu.
Böylece Cavour, bu tarihten ölümüne değin ülkesinin siyasal önderi oldu.Sen jälkeen Groza toimi maan muodollisena valtionpäämiehenä kuolemaansa saakka.
Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Vol.Julkaisussa Harvard Human Rights Journal, Vol.
Ancak, bu giriş siyasal açıdan önemli sorunlar da çıkarmamış değildir.Poliittisista syistä tähän vastarintaan ei kuitenkaan aluksi puututtu rajuilla toimenpiteillä.
Böylece uluslararası politikada yumuşama bir siyasal amaç biçimine dönüşmektedir.He huomasivat, että Internationaalista oli tulossa poliittinen tekijä.
Cumhuriyetin siyasal gücünü hemen ve tek başına eline geçirmek istemekteydi.Poliittista oppositiota ei ollut ja hän keskitti kaiken vallan itselleen.
Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır.Ο τρόπος παραγωγής καθορίζει γενικά την κοινωνική, πολιτική και πνευματική διαδικασία της ζωής.