Bu sabah köpeğimi yürüyüşe çıkarmayı canım istemiyor.I don't feel like taking my dog for a walk this morning.
Tom ve ben bu sabah büyük bir kavga ettik.Tom and I had a huge fight this morning.
Tom ve ben bu sabah az önce Mary'den bahsediyorduk.Tom and I were talking about Mary just this morning.
Bu sabah parkta Tom ve Mary'yi gördüm.This morning I saw Tom and Mary in the park.
Bu sabah çok zamanım yok.I don't have a lot of time this morning.
Yarın sabah hâlâ boş musun?Are you still free tomorrow morning?
Bunu sabahleyin yapacağım.I'll do that in the morning.
Tom bu sabah burada değil.Tom isn't here this morning.
Sabah işe gitmek genellikle ne kadar sürer?How long does it usually take to you to get to work in the morning?
Tom bu sabah telefonda Mary ile konuştu.Tom spoke with Mary on the phone this morning.
Tom sabahleyin gelecek.Tom is going to be arriving in the morning.
Tom bütün sabah bıçaklarını keskinleştiriyor.Tom has been sharpening knives all morning.
Tom bize yardım etmek için dün sabah buraya geldi.Tom came here yesterday morning to help us.
Tom görünüşe göre bu sabah işe yürüyerek gitti.Tom apparently walked to work this morning.
Tom yarın sabah ayrılacak.Tom will leave tomorrow morning.
Tom ve Mary dün sabah ne yapıyorlardı?What were Tom and Mary doing yesterday morning?
Tom, Mary'ye bu sabah bunu yapmak isteyip istemediğini sordu.Tom asked Mary if she wanted to do that this morning.
Bu sabah erken kalkan tek kişi değilim.I'm not the only one who got up early this morning.
Tom yarın sabah Boston'dan ayrılıyor.Tom will leave Boston tomorrow morning.
Tom bu sabah Mary'yi gördüğünü söyledi.Tom said he saw Mary this morning.
Tom dün sabah onu gördüğümde köpeğini gezdiriyordu.Tom was walking his dog yesterday morning when I saw him.
Tom geçen pazartesi sabahı Mary'yi ziyaret etti.Tom visited Mary last Monday morning.
Tom her sabah kahvaltıdan önce bir bardak su içer.Tom drinks a glass of water every morning before he eats breakfast.
Bu sabah buraya saat kaçta geldin?What time did you get here this morning?
Tom sabahlarını bahçede geçirir.Tom spends his mornings in the garden.
Bu sabah çimlerin üzerinde don var.There is frost on the grass this morning.
Tom bu sabah Mary'ye bir mektup yazıyordu.Tom was writing a letter to Mary this morning.
Tom bütün sabah ofisinde çalışıyor.Tom has been working in his office all morning.
Bütün sabah onu yaptım.I did that all morning.
Sabah ışığı artıyor.The morning light is increasing.
Tom ve Mary yarın sabah erken saatlerde Avustralya'ya gidiyorlar.Tom and Mary are leaving for Australia early tomorrow morning.
Tom bu sabah kontratı imzaladı.Tom signed the contract this morning.
Tom bu sabah sözleşmeyi imzaladı.Tom signed the contract this morning.
Tom bu sabah mukaveleyi imzaladı.Tom signed the contract this morning.
Pazartesi sabahına kadar bekleyemem.I can't wait until Monday morning.
Tom'un bu sabah ayrıldığını duydun mu?Did you hear Tom leave this morning?
Dün sabah uyuya kaldım.I overslept yesterday morning.
Şimdi bunu yapmak için zamanım yok, ama yarın sabah biraz zamanım olmalı.I don't have time to do that now, but I should have some time tomorrow morning.
Tom dün sabah evime uğradı.Tom came by my house yesterday morning.
Tom bu sabah yorgun görünüyor.Tom looks tired this morning.
Bu sabah o sorunu çözebilmiştim.I was able to solve that problem this morning.
Bu sabah o problemi çözebilmiştim.I was able to solve that problem this morning.
Bu sabah bunu yapabilmiştim.I was able to do that this morning.
Tom bu sabah kliniğe gitti.Tom went to the clinic this morning.
Sabah sekizden akşam beşe kadar çalışıyor.He works from eight to five.
Her gün sabahın köründen gece yarılarına kadar çalışıyor.He works from early in the morning until late at night every day.
Sabah kahvesinin kokusuna bayılırım.I love the smell of morning coffee.
Sabahı yatakta kitap okuyarak geçirdim.I spent the morning in bed, reading a book.
Her sabah erken uyanırım.I get up early every morning.
Tom bu sabah kendi başına okula gitti.Tom went to school this morning by himself.
William, uçağını yakalamak için bu sabah erken kalktı.William woke up early this morning to catch his flight.
Uzun bir çalışma sabahından sonra, William öğleden sonra izin aldığı için mutluydu.After a long morning of work, William was happy to have the afternoon off.
Cezayir'deki tipik bir perşembe sabahıydı.It was a typical Thursday morning in Algeria.
Sabah saatlerinde mahalleye bir sağlık ekibi uğrayacak.A medical team will stop by the neighborhood in the morning.
Sabah tekrar yakalanıp Stark kampına getirilir.In the morning, he is recaptured and brought back to the Stark camp.
Ancak ertesi sabah internet bağlantısının olmadığını fark ederler.The next morning they discover that they have no internet connection.
Sabahım ve ey akşam yıldızı aşkım!"My morning and my evening star of love!"
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 9 Ekim sabahı nükleer alarmı öğrendi.U.S. Secretary of State Henry Kissinger learned of the nuclear alert on the morning of October 9.
West her sabah ekibi için Diamond Head'deki konutunda kahvaltı düzenledi.West held breakfast each morning at his Diamond Head residence for his crew.
Gerçek bir hikâyeye dayanan "Bingo: Sabahların Kralı" filmi, bir maskenin arkasındaki adamı anlatır.Inspired by a true story, Bingo: The King of the Mornings is a film about the man behind the mask.