Bizim çalışma saatleri konusunda başkan ile görüşme yaptık.We negotiated with the president about our working hours.
Saatlerimizi senkronize edelim.Let's synchronize our watches.
İş saatleri nedir?What are the business hours?
O, zaten saatlerimi aldı.It already has taken me hours.
Tom normal çalışma saatlerinin dışında çalıştığında %50 zamlı aldı.Tom got time and a half when he worked beyond his usual quitting time.
Onlar hayatımın en hüzünlü saatleriydi.Those were the saddest hours of my life.
Sam, bu senin saatlerini alacak.Sam, this is gonna take you hours.
Bu işçileri işten çıkarma yerine, neden sadece onların saatlerini kesmiyoruz?Instead of laying off these workers, why don't we just cut their hours?
Bu bürodaki normal iş saatleri dokuzdan beşe kadardır.The usual business hours in this office are from nine to five.
Mektuplar burada öğle saatlerinde dağıtılır.Letters are delivered here about noon.
Sabahın erken saatlerinde kalkmak sizi sağlıklı yapar.To keep early hours makes you healthy.
Sabahın erken saatlerinden beri yağmur yağıyor.It's been raining since early morning.
Ben sabah saatlerinde bazen onu aramalıyım.I must call him sometimes during the morning.
Sabahın erken saatlerinde kalkmak hoştur.It is pleasant to get up early in the morning.
Onun otobiyografisi bugün piyasaya sürüldü ve öğle saatlerine kadar satıldı.His autobiography was released today and was sold out by noon.
O, sabahın erken saatlerinde başladı.He started early in the morning.
Daha kısa çalışma saatleri istiyorlar.They are demanding shorter working hours.
O, saatlerimizin aynı olduğunu düşündü,She thought that our watches were the same.
O öğle saatlerinde ortaya çıktı.She made her appearance around noon.
Saatlerim nerede?Where are my watches?
yemek saatleri nedir?What are the meal hours?
Saatleri severim.I like clocks.
Uçağın öğle saatlerinde gelmesi bekleniyor.The flight is expected to arrive at noon.
Oylama öğle saatlerinde tekrar başladı.The voting began again at noon.
Amerikalılar vergilerini hesaplamak için saatlerini harcarlar.Americans have to spend hours figuring out their taxes.
Sabahın erken saatlerinden beri yemek yemediğim için ben oldukça açım.I'm pretty hungry since I haven't eaten since early this morning.
Ben bazen öğleden sonranın ilk saatlerinde uykulu hissediyorum.I sometimes feel drowsy in the early afternoon.
Tom genellikle öğleden sonranın ilk saatlerinde uykulu hissediyor.Tom usually feels sleepy in the early afternoon.
Tom'un şirketindeki işçiler daha kısa çalışma saatleri talep ediyorlar.The workers at Tom's company are demanding shorter working hours.
Tom bu sabahın erken saatlerinde Mary'den bir telefon çağrısı aldı.Tom had a telephone call from Mary early this morning.
Tom kampa geldiğinde hâlâ günün erken saatleriydi.It was still early in the day when Tom arrived at the campground.
Tom sabahın erken saatlerinde sahilde oturmayı sever.Tom likes sitting on the beach in the early morning.
Çalışmak zorunda oldukları saatleri düşünerek öğretmenlerin çoğu iyi geçinmiyor.Most teachers don't make a decent living considering the hours they have to work.
Bu sabahın erken saatlerinden beri onu bekliyorum.I've been waiting for him since early this morning.
Ted saatleri tamir etmede iyidir.Ted is good at repairing watches.
Çalışma saatlerim çok fena.I work terrible hours.
Doktorun çalışma saatleri nedir?What are the doctor's office hours?
Tom sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalıştı.Tom worked from early in the morning until late at night.
Mükemmel saatleri olan iyi ödeyen bir işim var.I have a good-paying job with excellent hours.
Senin mesai saatlerin ne?What are your office hours?
Bunu bitirmek saatlerimizi alacak.It'll take us hours to finish this.
Tom bu sabahın erken saatlerinden beri meşgul.Tom has been busy since this early this morning.
Sabah saatlerinde şiddetli yağmur yağıyordu.It was pouring rain all morning long.
Tom neredeyse her zaman akşamın erken saatlerinde boştur.Tom is almost always free in the early evening.
Hem Tom hem de Mary kendi saatlerini kontrol ettiler.Both Tom and Mary checked their own watches.
Tom pazartesi sabahının erken saatlerinde öldü.Tom died early Monday morning.
Tom iş çıkış saatleri sırasında metroya binmeyi sevmez.Tom doesn't like to ride the subway during rush hour.
O, savaşın ilk saatlerinde öldürüldü.He was killed in the first hours of battle.
Saatleri seversin, değil mi?You like watches, don't you?
Bu sabahın erken saatlerinde onunla tanıştım.I met her earlier this morning.
Onlar sabahın erken saatlerine kadar yatmaya gitmediler.They did not go to sleep until the early hours of the morning.
Tom saatleri onarmada iyidir.Tom is good at repairing watches.
Lütfen iş saatleri sırasında Facebook'u kullanma.Please don't use Facebook during business hours.
Öğle yemeği öğle saatlerinde servis edilir.Lunch is served at noon.
Tom ve Mary sabahın erken saatlerinden hava kararmaya başlayıncaya kadar yürüdüler.Tom and Mary walked from early morning until it started to get dark.
Esnek çalışma saatleri, çalışanları üretkenleştirir.Flexible work hours make employees more productive.
Otobüsler özellikle işe gidiş geliş saatlerinde kalabalıktır.The busses are especially crowded during rush hour.
Ben saatleri onardım.I fixed the clocks.
Ziyaret saatleri neredeyse bitti.Visiting hours are almost over.
O, sabahın erken saatlerinde uyandı.She woke up in the early morning.